Atatürk'ün Cumhuriyeti
Yunus Uğur
Bundan 103 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlık mücadelesini Cumhuriyet’le taçlandırdı. Savaşlardan yorgun düşmüş bir millete, kendi geleceğini belirleme iradesini kazandırdı. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçiminin adı değildi. Aynı zamanda bir köylü çocuğunun okuyabilmesi, bir kadının toplumsal hayatta söz sahibi olması, insanın doğduğu yere ve ailesinin imkânlarına mahkûm kalmaması demekti.
Bu ülkenin çocukları çalışarak, öğrenerek ve üreterek hak ettikleri yerlere gelebilecekti. Soyadı, serveti ya da tanıdıkları değil; bilgisi, emeği ve liyakati değer görecekti. Cumhuriyet’in taşıdığı en büyük umutlardan biri buydu.
Peki, bugün o umudun neresindeyiz?
Üniversite diplomasını eline aldığı hâlde geleceğini kuramayan gençlerin kaygısını duyuyor muyuz? Kendi memleketinde mesleğini yapabilmek, emeğinin karşılığını alabilmek isteyen insanların sesine kulak veriyor muyuz? Geleceğini başka ülkelerde arayan gençlere gitmemelerini söylerken, kalmaları için nasıl bir hayat sunuyoruz?
Bir gencin doğduğu topraklardan ayrılmayı tek çıkış yolu olarak görmesi, hepimizi düşündürmeli. Çünkü mesele yalnızca iş bulmak değil. Mesele, adil bir yarışa katılabileceğine inanmak. Çalışınca karşılığını alacağını bilmek. Yarınını düşünürken korkunun yanında biraz da umut taşıyabilmek.
Bir anne babanın yıllarca emek verip okuttuğu evladının geleceği için endişelenmesi, Cumhuriyet’in fırsat eşitliği vaadini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Her çocuğun iyi bir eğitime ulaşabildiği, her yurttaşın hakkını arayabildiği bir ülke hedefi, bayram konuşmalarının ardından unutulabilecek bir temenni değildir. Bu hedef, kamu görevinden okul sırasına kadar hayatın her alanında karşılık bulmalıdır.
Atatürk’ün Cumhuriyeti’ni yaşatmak, onun adını törenlerde anmanın ötesinde bir sorumluluk istiyor. Okulda bilime, kamuda liyakate, mahkemede adalete, gündelik hayatta eşit yurttaşlığa sahip çıkmayı gerektiriyor.
Elbette bu memleketin bütün sorunları bir günde çözülmez. Ancak sorunları görmezden gelerek, gençlerin kaygılarını küçümseyerek de yol alınmaz. Cumhuriyet’e bağlılığımız, eleştirileri dinleme ve eksikleri giderme irademizde de görünmelidir.
103 yıl önce açılan yolun kıymetini bilmek, o yolu yeni kuşaklar için yürünebilir tutmaktır.
Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Bu ülkenin çocukları, yarınlarına güvenle bakabiliyor mu?
Cumhuriyet’i kutlarken bu soruya vereceğimiz cevabı da düşünelim. Çünkü bize emanet edilen yalnızca bir bayram değil, bir gelecek.