'Kendini kurtarmak'
Yunus Uğur
Bugün ‘kendini kurtarmak’ üzerine bir şeyler karalamak istiyorum.
Kendini kurtarmak… İnsan kendini yangından, depremden, selden ya da herhangi bir felaketten kurtarır. Ama hayatta bu sözü kullanırken bunları kastetmiyoruz.
Bir işe girene, biraz para kazanana, ev alana bakıp ‘Kendini kurtardı’ diyoruz. Peki, geride kalanlar?
Bu sözün sınıfsal olduğunu düşünüyorum. Çünkü zengin bir ailenin çocuğuna yolun başında ‘Önce kendini kurtar’ denildiğini pek duymayız. Ama işçi çocuğu için hayatın ilk öğüdü budur. Oku, bir meslek edin, maaşını al, kendini kurtar. Babanın yaşadığı hayatı yaşama. Annenin çektiği sıkıntıları çekme.
Buraya kadar kimsenin itirazı olmaz. Kimse çocuğunun yoksulluk çekmesini istemez.
Benim takıldığım yer başka. İnsanca yaşamak, içinden kurtulmamız gereken bir hayatın sonunda mümkün olmamalı. Bir işçinin çocuğu yine işçi olduğunda bunu başarısızlık gibi konuşmamalıyız. Sorun işçi olmak değil, işçinin emeğiyle geçinememesi.
Bir de işin geride kalanlar tarafı var. Sen kurtuldun diyelim. Aynı mahallede büyüdüğün arkadaşın, aynı sırada oturduğun çocuk, seninle çalışan arkadaşın ne olacak? Onlara ‘Siz de çalışsaydınız’ demek, yaşadıkları sıkıntıları açıklamıyor.
Herkesin aynı yerden başlamadığını biliyoruz. Kiminin arkasında ailesinin birikimi var, kiminin sırtında ailesinin borcu. Sonra dönüp ikisine de aynı şeyi söylüyoruz: Kendini kurtar.
Oysa bir evin kirasını ödeyebilmek, çocuğunu okutabilmek, ayın sonunu borç istemeden getirebilmek bir kurtuluş hikâyesi sayılmamalı. Bunlar herkes için sıradan bir hayatın parçası olmalı.
Senin bireysel olarak kendini kurtarman, toplumun sorunlarını çözmüyor. Elbette hayatını iyileştirmen değerli. Ama asıl önemli olan, toplumun refah seviyesinin artması. Senin rahat bir hayat yaşaman kadar, komşunun da geçinebilmesi, arkadaşının da geleceğinden kaygı duymaması gerekiyor.
Çünkü yalnızca birkaç kişinin yoksulluktan çıkabildiği bir yerde, geride kalanların hayatı sürüyor. Çalışanların emeğinin karşılığını alabildiği, çocukların benzer imkânlarla büyüdüğü bir hayatı istemek hepimizin ortak meselesi olmalı. Refah, birkaç kişinin ulaşabildiği bir ayrıcalık olarak kalmamalı.
Belki de bugün bunu konuşmak gerekiyor. İnsan elbette kendini kurtarmak ister. Ama mesele yalnızca kendi çıkış yolunu bulmak değil, herkesin insanca yaşayabileceği bir hayatı birlikte kurabilmek.