Vücudumuz zarar gördüğünde yaralanırız. Bazen sadece çizik, bazen de açık yara olabilir. Bedenimizdeki yarayı, ruhumuzdaki yaradan daha kolay gösterebiliriz. Eğer bedenimizdeki yarayı göstermekten çekiniyorsak da bunun sebebi, o yaranın sadece bedenimizde açtığı yarık değil, ruhumuza işleyen bir kırbaç izi olduğundandır.
Doktora rahatlıkla yaramızı gösterebiliriz, değil mi? Bunun sebebi, yargılamadan sadece iyileştirmek için bakacak olmasıdır. Baktıktan sonra ise şifalandırmak niyetiyle eyleme geçmesidir. Her doktor böyledir diyemesek de doktor olmanın gereği budur.
Peki, ruhumuzdaki yaraları kime gösterebiliriz? Psikolog diyecek olabilirsiniz elbette. Bu yanlış bir cevap olur bana göre. Psikolog, ruhunuzdaki yaraları iyileştirmekte bir kanal olabilir ama tam olarak şifalandıran olamaz. Yol gösterir, karanlığınıza ışık tutar ve size korkunç gelse de yaranızı kime gösterebileceğiniz hakkında yardımcı olur. Amacı, mahremiyetinizi insanlara açmak değil; kendinize izin verip korkunuzla yüzleşerek özgürleşebileceğinizi size kanıtlamaktır.
Doğru. İnsan, ruhundaki yaraları iyileştirmek için psikoloğa gider ama aslında merhemi kendindedir; ancak kendi kendini iyileştirebilir. Benim tecrübelerime göre buradaki püf nokta, her yara her kişiye gösterilmez. Bazıları iyileştiriyormuş gibi yaparak tuz basar, bazıları gördükten belli bir süre sonra her fırsatta yüzünüze çalar.
Öyleyse soruyorum: Kime gösterilir ruhun acı verici ızdırapları? Yaranın derinliğini, nerede olduğunu, sizi nasıl etkilediğini ve iyileştirmenize yardımcı olmak için izninizin olup olmadığını sorana gösterilir. Bunları sormasının niyeti, aynı bir doktorun sebebi gibi olana gösterilir. Bazen iyileşse de yara izi kalır. Onu da kabul edip, “Önemli olan kısmı iyileşmesi,” diyendir gösterilmesi gereken kişi.
Mahremiyet sadece bedene ait bir şey değildir. Ruhun da mahremiyeti vardır. Hatta onun duvarları daha kalın, kapısındaki kilitleri bol ve kepenkle mühürlüdür. Aman kimse girip görmesin dediğimiz o mahzene bir gün birinin elinden tutup misafir etmek isteriz. Çok zor olsa da kolaya kaçıp korkak olmaktan daha yüreklidir. Bir kere gösterdik mi tamam oldu deriz ama bitmez; arada bir misafir etmeniz gerekmektedir.
İşte bir gün birine yaramı bir kez gösterdim diye yenilmez oldum sandım kendimi. Ta ki uzman kişiden şu sözleri duyana kadar: “Sudan korkan kişi bir kez suya girdi diye yenilmez olmuyor, arada sırada girebilme alışkanlığını kazandığı zaman korkusunu yenmiş oluyor.”
Evet. Doğru insanlara yaramızı göstermeliyiz. Ben birkaç kere girdim suya. Boğuluyorum sandım. Su bana nazikti ama ağladım. Çırpındım, korktum ve gerildim. Sonra ise rahatladım. Girdiğim su ise doğru seçimdi. Tuzlu su yaraya iyi gelir derler. Ama acıdı. Çok acıdı. Acımayana kadar tuzlu suda arada bir yüzmeye karar verdim. Yaramı yaktı ama kabuk bağladı. Yara izi kalsa da orada, yalnız olmayacağım ona bakarak kendimle gurur duyarken. Doktorum da gurur duyacak benimle.