Yunus Uğur

Uygarlığın Huzursuzluğu

Yunus Uğur

Bugün sizlere Sigmund Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu (Civilization and Its Discontents) adlı eserinden bahsedeceğim.

Freud bu eserinde basit ama cevabı oldukça zor bir soru soruyor: Uygarlık insanı gerçekten mutlu etti mi?

Freud tek bir cevap veriyor bu soruya: Hayır. 

İnsan, doğası gereği tek başına yaşayamayan bir varlık. Yaşamak için güvenliğe, düzene ve başka insanlara ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle toplumlar kuruyor, kanunlar çıkarıyor ve ortak kurallar belirliyor. Fakat bütün bunların bir bedeli var ona göre. Freud’a göre insan, toplum içinde yaşayabilmek için bazı arzularından vazgeçmek ve onları bastırmak zorunda kalıyor.

İşte huzursuzluk tam olarak burada başlıyor.

İnsan özgür olmak istiyor, uygarlık ise ona sınırlar belirli sınırlar çiziyor. İnsan içinden geldiği gibi davranmak istiyor, toplum ise neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söylüyor. Kısacası uygarlık bizi dışarıdaki tehlikelerden korurken içimizde başka bir çatışma yaratıyor.

Freud’a göre insanın içinde yalnızca sevgi ve dayanışma yok. Saldırganlık, öfke ve yıkıcılık var. Uygarlık, insanın bu yönünü kontrol altında tutmaya çalışıyor ona göre. Bunu da yasalarla, ahlakla ve vicdanla yapıyor. Ancak bastırılan duygular tamamen ortadan kalkmıyor. Bazen suçluluk, bazen kaygı, bazen de sebepsiz bir huzursuzluk olarak karşımıza çıkıyor.

Bugün daha büyük şehirlerde, daha konforlu evlerde ve daha gelişmiş imkânlarla yaşıyoruz. Fakat insanın kendisiyle olan mücadelesi hâlâ devam ediyor. Değişen yalnızca çevremiz, içimizdeki arayış ise hep aynı.

Freud’un yaklaşık bir asır önce anlattığı huzursuzluk, bugün hâlâ bizimle birlikte yaşıyor. Belki de gerçek huzur, bütün arzularımıza ulaşmakta değil, içimizdeki çatışmayı tanımakta ve onunla yaşamayı öğrenmektedir.

Çünkü insan uygarlığı kurdu, şehirleri büyüttü ve dünyayı değiştirdi. Ama içindeki hâlâ cevaplaması gereken en zor soru aynı yerde duruyor:

İnsan, içindeki huzursuzluğu ne zaman aşacak?
 

Yazarın Diğer Yazıları