Şeyh, Platon ve modernizm
Yunus Uğur
Rivayet edilir; Irak’ta bir şeyh, bir gün tekkesine mürit kabul etmek ister. Şeyhin tekkesine mürit alırken sorduğu tek bir soru vardır: ‘Daha önce âşık oldun mu?’
Daha önce âşık olmamış olanları tekkesine kabul etmez, gidip önce âşık olmalarını tembih edermiş.
Şeyhin hikâyesinin gerçekten yaşanıp yaşanmadığını elbette bilmiyoruz. Yalnız hikâye bize tek bir şey öğretir: Aşk, insana biraz yaşadığını ve hissettiğini öğretir.
Aşk, modern dünyanın getirdiği hesaplanabilirliğin, ölçümün ve tekniğin dışındadır yapısı itibarıyla. Kendisini tam olarak burada konumlandırır. Tam da bu yüzden biraz Aydınlanmacı, pragmatist-oportünist düzenin karşısındadır. Ve belki de bu yüzden çok kıymetlidir.
Aslında aşk, insanın kendi merkezinden uzaklaşmasıdır biraz. Çepere düşmesi, her şeyin hesaplanamaz ve kontrol edilemez olduğunu öğrenmesidir.
İngilizcedeki karşılığı da tam olarak böyledir: fall in love. Yani aşka düşmek. Düşmek fiili burada bize çok şey anlatıyor. Çünkü düşmek iradi değildir. İnsan düşmeye karar vermez. Bir an gelir, dengesi bozulur. Kendi ağırlık merkezinden çıkar ve başka bir yere doğru savrulur.
Platon, Şölen’de Aristophanes’in ağzından bir hikâye anlatır. Başlangıçta insanın bir bütün olduğunu, sonra ikiye ayrıldığını ve ömrü boyunca kaybettiği diğer yarısını aradığını söyler. Aşk biraz da bu eksiklik duygusunun peşinden gitmektir.
Bauman’ın Akışkan Aşk’ta anlattığı insan da tam olarak burada beliriyor. Modern insan bir yandan yakınlık istiyor, diğer yandan bağlanmaktan korkuyor. İlişki istiyor ama çıkış kapısının da her zaman açık kalmasını arzuluyor. Çünkü bağ kurmak sorumluluk demek. Fedakârlık demek. Belirsizlik demek.
Bauman’ın akışkan modernitesi tam da bunu anlatır biraz. Hiçbir şeyin uzun süre aynı biçimde kalmadığı, bağların gevşediği, insanın sürekli hareket hâlinde olduğu bir dünya. Katı olan çözülüyor, kalıcı olan yük gibi görülüyor.
Aşk ise bunun tam tersini talep ediyor.
Bir yerde durmayı, birine doğru eğilmeyi, kendinden biraz vazgeçmeyi ve en önemlisi sonucu hesaplamadan kalabilmeyi. Belki modern insanın aşkla meselesi tam da burada başlıyor. Çünkü modernite bize kontrol etmeyi öğretti. Aşk ise kontrolü biraz kaybetmeyi. Modernite bize ayakta kalmayı öğretti.
Ve belki insan, her şeyi kontrol edebildiğini sandığı bu çağda, ancak aşka düştüğünde hâlâ tam anlamıyla modernleşmediğini; içinde hesaplanamayan, ölçülemeyen ve yönetilemeyen bir yer kaldığını hatırlıyor.
Belki de aşkın hâlâ kıymetli olmasının sebebi budur.
Modern dünyanın içinde, modern dünyaya rağmen, insan kalabildiğimiz birkaç yerden biri olması.