İnsan Ne Zaman Eksildi?
Yunus Uğur
Birçoğumuz insanlık tarihini savaşların, keşiflerin, icatların ve ilerlemenin tarihi olarak okumaya alışığız. Oysa insanın hiç bilinmeyen başka bir tarihi daha var: incinmenin tarihi.
İnsan, kendisini evrenin merkezine yerleştirdiği günden beri defalarca yerinden edildi. Freud, insanlığın yaşadığı büyük narsistik yaralanmalardan söz ederken aslında modern insanın hikâyesine de işaret ediyordu.
İlk incinme Kopernik ile geldi. İnsan, üzerinde yaşadığı dünyanın evrenin merkezinde olmadığını öğrendi. Gökyüzüne baktığında gördüğü şey artık kendisinin etrafında dönmüyordu. Bu yalnızca astronomik bir keşif değil, insanın evrendeki ayrıcalıklı konumuna vurulmuş ilk büyük darbeydi.
İkinci incinme Darwin’le geldi. İnsan, doğanın dışında ve üzerinde duran bambaşka bir varlık olmadığını ve yaşamın uzun hikâyesinin bir parçası olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Böylece insan, doğadaki ayrıcalıklı yerini de sorgulamaya başladı.
Üçüncü incinme ise Freud’un kendisinden geldi. İnsan kendi evinin, yani kendi zihninin bile tam anlamıyla efendisi değildi. Bilinçdışı vardı. Bastırılmış arzular, korkular ve geçmiş deneyimler insanın davranışlarında iz bırakıyordu. İnsan, kendisine bile bütünüyle şeffaf değildi.
İşte modern insan, bu üç büyük incinmenin mirasçısıdır.
Fakat modern insanın yarası yalnızca Freud’un anlattığı psikolojik bir yara değildir. Daryush Shayegan’ın ‘Yaralı Bilinç’ kavramı burada başka bir pencere açar bize. Modernleşmeyle birlikte insan, yalnızca dış dünyasının değil, kendi iç dünyasının da değiştiğini fark eder. Eskiyle yeni, gelenekle modernlik, ait olduğu dünya ile olmak istediği dünya arasında kalır.
Belki de modern insanın en büyük özelliği budur: Bir türlü tek parça olamamak.
Geçmişinden bütünüyle vazgeçemez, geleceğe de tam anlamıyla sırtını dönemez. Akla inanır ama anlam arar doğası gereği. Özgür olmak ister ama ait olmak ister. Birey olmak ister ama yalnız kalmaktan korkar.
Bu yüzden modern insanın eksikliği yalnızca sahip olamadıklarından değil, aynı anda birden fazla dünyanın yükünü taşımasından kaynaklanır. İçinde geçmişin sesi vardır, geleceğin çağrısı vardır, aklın kesinliğiyle kalbin belirsizliği aynı yerde yaşar.
Belki insanlık tarihi, biraz da merkezden düşmenin tarihidir.
Kopernik bizi evrenin merkezinden indirdi. Darwin doğanın merkezinden. Freud kendi zihnimizin merkezinden.
Ve Shayegan’ın Yaralı Bilinci bize şunu hatırlatıyor: İnsan bazen tam da bu yerinden edilmişliklerin arasında kendisini arar.
Belki yaralarımız, insan olduğumuz için taşıdığımız eksiklikler değil, kendimizi tanımaya başladığımız yerlerdir.