Hep duymuştuk o balıkları. Daha az akıllı sayılan asalak görülen hatta insana uzaklığı ve negatif ya da pozitif bir iletişim kurmadığı için daha az hayvan sayılan canlıları. Pırıl pırıl akarsularda akıntıyı arkasına alıp denizlere kavuşmak yerine o akıntıya karşı ölümüne yüzer birçoğu. Balıktır sonuçta… Yemek, hafızaya iyi gelse de kendi hafızasının zayıflığıyla dalga geçilen gamsız, suda salınan, yem olmaya mahkum canlıdır.
Sular denize kavuşmak için akarken, balıklar da denizden çıkıp akan suyun berrak, yukarıda kalan, temiz yerlerine kavuşmak için karşısına alır akıntıyı. Yüzer allah yüzer. ‘Neden’ derdim kendi kendime. Savrulup gitmek varken o hiddetle cebelleşmek niye?
Yaşamak içinmiş.
Akıntıların üst kısımları sığ, temiz, berrak olur. Hem o balıklar da zaten oralarda çıkarmış yumurtadan. Anaları oraya yumurtlarmış akıntıyla sürüklenmesin diye. Bu balıklar tuzlu deniz suyuna dayanamayacak yumurtaları tatlı suyun tepelerdeki sığ, suyun yavaş akan kısmına bırakıyor. Sonra yumurtadan çıkan balıklar akıntıyla denize dönüp, zamanı gelince tekrar akıntıya karşı yüzüp yumurtluyor. Görevini tamamladıktan sonra da yavaş yavaş ölüyorlar.
Akıntının şiddetinden, solungaçlarından daha hızlı geçen su, onlara daha çok oksijen verip daha yukarı yüzmeleri için güç olur. Zaten birçoğu da doğuştan bu reflekse sahip. İçgüdüsel olarak akıntıya karşı yönelir. Bu onları hem daha büyük balıkların yemesinden korur, hem de denizlerdeki ağdan, dinamitten ve trolden.
Balık deyip geçmemek lazım demek. Hayattaki tek görevini icra etmek için ölümüne yukarı yüzer, yolda kimileri dayanamaz ölür. En azimlileri ulaşır tepelere. Görevini yerine getirip neslini taşır yukarı. Sonra yorgun, o suya alışkın olmayan, görev bilinciyle strese girmiş bedeni yavaş yavaş ölmeye başlar. Salıverir kendini akıntıya, denizlere. Yem olur.
Akıntıya direnmemek, ölmek demektir. Ona karşı yüzmekse yaşamak. Birinin tek başına yüzmesi de yetmez o görevi tamamlamaya. Top yekün yüzmeleri lazımdır. Yoksa ölür, savrulurlar. Balık beyniyle, en saf haliyle konformizme bilinçsiz bir başkaldırıdır.
Sevdiğim bir grup yazmış hikayenin şarkısını.
‘Ağlamak sadece çocukken işe yarayabilirdi
Yetti batır gemileri kaçır keçileri
Sen yazmazsan
Ben yazmazsam
Değişmez kader keyfekeder
Yalnız ölü balıklar akıntıyı takip eder’
Dinlemek için TIKLAYINIZ…