Eren Saran Akarsu

Sınavlara inat, yaşasın hayat!

Eren Saran Akarsu

Bugün milyonlarca genç YKS sıralarında ter döküyor. Kimileri için hayatlarının dönüm noktası olduğu söylenen birkaç saatlik bir sınav bu. Kayseri’de bir belediye başkanı da dünden gitmiş türbelerde dualar etmiş, tatlılar dağıtmış. Belki adamın ne sorumluluğu var diyenleriniz olacaktır. Hakkınız var demeyi çok isterdim ama ülkede uçan kuşun kanadından düşen gölge bile iktidarın planlarından bağımsız değilken, belediyesinden bakanlığına kadar bu tabloyu bir bütün olarak değerlendirmekten kendimi alamıyorum.
"Eşeğini sağlam kazığa bağlamazsan dualarla durumu düzeltemezsin" derler.  Bugün sınava giren milyonlarca genç için türbelerde edilen dualardan çok daha belirleyici olan bir şey varsa o da yıllardır uygulanan eğitim politikaları… 
Yaklaşık iki buçuk milyon genç bugün üniversiteye girebilmek için yarışıyor. Yarışıyor diyorum, çünkü mesele eğitim görmekten çoktan çıktı. Bu düzen gençleri bilgiyle, bilimle, sanatla, düşünceyle buluşturmak yerine onları sıralayan devasa bir eleme mekanizmasına dönüştü.

Peki üniversite sınavları neden ortaya çıktı?

Sorsan fırsat eşitliği olarak anlatırlar bu sınav sistemini. “E ama nasıl girilecek bu üniversitelere” denir.
Gerçekte ise üniversiteye gitmek isteyenlerin sayısı arttığında devlet bütün gençlere eğitim hakkı sunmak yerine onları elemenin yolunu seçti. Üniversite sayısı yetersizdi, kontenjanlar sınırlıydı. Sorun eğitim hakkını genişletmek yerine gençleri bir sınavla sıralayarak çözülmeye çalışıldı.

Bugün de değişen pek bir şey yok.

YKS, gençlerin ne kadar zeki olduğunu ölçmüyor. Daha çok kimin daha iyi imkanlara sahip olduğunu ölçüyor. Kimin evinde sessiz bir çalışma odası var, kimin ailesi özel ders aldırabiliyor, kim okuldan çıktıktan sonra çalışmak zorunda kalmıyor, kim dershaneye gidebiliyor... Sınavın görünmeyen soruları bunlar.

Bu yüzden aynı sınava giren iki gençten biri yıllık yüz binlerce liralık eğitim desteğiyle hazırlanırken diğeri kalabalık bir evde, ekonomik kaygılar içinde, çoğu zaman gelecek umudunu bile korumaya çalışarak hazırlanıyor. Sonra ikisine de aynı başlangıç çizgisindelermiş gibi davranılıyor.

Oysa gerçek hayatta başlangıç çizgileri aynı değil.

Daha da önemlisi, sınavı kazananların önünde de parlak bir tablo yok. Çünkü bugün üniversite diploması artık iş garantisi anlamına gelmiyor. Binlerce öğretmen atanamıyor, mühendisler asgari ücret düzeyinde maaşlara razı olmak zorunda kalıyor, gençler mezun oldukları bölümlerle ilgisiz işlerde çalışıyor. İktidar yıllardır gençlere "oku, kurtul" dedi. Şimdi okuyan gençler işsizliğin ve güvencesizliğin ortasında bırakılmış durumda.

İşte bu nedenle YKS sadece bir eğitim meselesi değil. Aynı zamanda ekonomik ve sınıfsal bir meseledir. Sınav günü gençlere su dağıtmak, tatlı ikram etmek, türbelerde dua etmek kolaydır. Zor olan, onları bu yarışa mahkûm eden düzeni sorgulamaktır.
Bugün sınav salonlarında ter döken milyonlarca genç aslında yalnızca sorularla mücadele etmiyor. Onlar aynı zamanda eşitsizlikle, yoksullukla, geleceksizlikle mücadele ediyor.

Ve belki de asıl sorulması gereken soru şu:

İki buçuk milyon gencin aynı gün kaderini belirlemeye çalıştığı bir ülkede sorun sınavın zorluğu mu, yoksa gençlere bundan başka bir gelecek vaat edemeyen düzen mi?

Bir söz de sınava girecek genç arkadaşlarıma olsun: “Hayat sınavlardan değerlidir” bizim dönemimizin bir sloganı vardı “Sınavlara inat, yaşasın hayat” 
 

Yazarın Diğer Yazıları