Eren Saran Akarsu

'Çok iyi oldu' mu?

Eren Saran Akarsu

Geçtiğimiz günlerde Kayseri'de vatandaşlara mikrofon uzatıldı. Sorulan soru Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasının “süresiz” ibaresini kaldırmasıyla ilgiliydi. Verilen cevapların önemli bir kısmı ise benzerdi: "Çok iyi oldu", "Zaten yıllarca nafaka mı olur?", "Herkes çalışsın."
Mikrofonun karşısında verilen bu tepkiler ilk bakışta şaşırtıcı görünmüyor. Çünkü yıllardır nafaka meselesi kamuoyuna belirli bir çerçeve içerisinde sunuluyor. Televizyon programlarında, sosyal medyada ve haberlerde çoğunlukla nafaka ödeyen erkeklerin mağduriyet hikâyeleri anlatılıyor. Böyle olunca da toplumun geniş kesimleri meseleyi birkaç istisnai örnek üzerinden değerlendirmeye başlıyor.
Meseleyi yıllarıdır ekranlara taşıdıkları isimlerle bugün nasıl oldu iyi mi oldu diye sorulan isimlerin maddi kazançları arasındaki uçurum da ayrıca bir ironi oluşturuyor. Zenginin verdiğini iddia ettiği nafakası üzerinden züğürdü ikna ediyorlar. Zannediyorlar ki vatandaşların hepsi (erkekler) kadınlara ömür boyu nafaka ödüyor. 

Ancak asıl soru şu: Gerçekten neyin iyi olduğunu düşünüyoruz?

Bir kadının yıllarca ev içi emeği vermesinin, çocuk bakımını üstlenmesinin, iş hayatından uzak kalmasının ve boşanma sonrasında yoksullaşma riskiyle karşı karşıya bırakılmasının mı önüne geçiliyor? Yoksa zaten ekonomik olarak daha kırılgan durumda olan kadınların elindeki son güvencelerden biri daha mı tartışmaya açılıyor?
Tam da bu noktada mesele yalnızca sokakta verilen bireysel tepkilerle açıklanamayacak kadar derinleşiyor. Son dönemde nafaka üzerine yeniden yoğunlaşan tartışmalar ve yargı alanında atılan adımlar, aslında bu algının tesadüfi olmadığını gösteriyor. Yıllardır “süresiz nafaka” ya da “nafaka yükü” gibi ifadelerle kurulan dil, konuyu bir hak meselesi olmaktan çıkarıp bir tarafın mağduriyeti gibi sunuyor. Bu da toplumsal algıyı giderek tek yönlü bir yere itiyor.
Böyle olunca sokaktaki “çok iyi oldu” tepkisi de yalnızca bir görüş değil; uzun süredir kurulan bu anlatının gündelik hayattaki karşılığı haline geliyor. Oysa burada gözden kaçan temel mesele, nafakanın kadınların boşanma sonrasında hayata tutunabilmesinde oynadığı rol.
***
Nafaka tartışması aslında bir ödeme düzenlemesinden çok daha fazlasına işaret ediyor: Kadınların evlilik içindeki ücretsiz emeğinin boşanma sonrası görünür olup olmayacağına, ekonomik bağımsızlık kurup kuramayacağına ve şiddet döngüsünden çıkıp çıkamayacağına dair bir eşitlik meselesine.
Bugün boşanma sonrası yoksulluğun en yoğun şekilde kadınları etkilemesi tesadüf değil. Yıllarca bakım emeğini üstlenen, çalışma hayatından uzak kalan ya da güvencesiz işlerde tutunmaya çalışan kadınlar için boşanma, çoğu zaman ekonomik olarak yeniden başa dönmek anlamına geliyor.
Bu nedenle nafaka hakkına yönelik her tartışma, yalnızca hukuki bir teknik mesele değil; kadınların yaşamını doğrudan etkileyen bir sosyal politika meselesidir. Bu hak zayıflatıldığında ortaya çıkacak sonuç, bireysel mağduriyetlerin azalması değil, toplumsal eşitsizliğin daha da derinleşmesidir.

O yüzden bu tartışmayı sadece “kim ne kadar ödesin” düzeyinde görmek yerine, kadınların neden bu desteğe ihtiyaç duyduğunu sorgulamak gerekir. Çünkü asıl sorun nafaka değil; nafakayı zorunlu kılan eşitsizliğin kendisidir.
Bu eşitsizlik giderilmeden yapılan her düzenleme, kadınlar açısından boşanmayı daha zor, daha maliyetli ve daha riskli bir sürece dönüştürür.
Ve tam da bu yüzden mesele, bireysel görüşlerin ötesinde, toplumsal bir eşitlik meselesi olarak ele alınmak zorundadır.
 

Yazarın Diğer Yazıları