Şehir son dönemde fuarlarla, festivallerle, konserlerle, tanıtım çalışmalarıyla oldukça hareketli. Millet Bahçesi’nde sanatçılar sahne alıyor, çeşitli etkinlikler düzenleniyor, şehirde kültürel ve sosyal hayatı canlandıracak organizasyonlar yapılıyor.
Bunların hiçbirine kategorik olarak karşı çıkmak gerekmiyor.
İnsanların eğlenmeye, sanatçıların sahne almaya, şehirlerin kültürel etkinlikler düzenlemeye elbette hakkı var.
Fakat kamu kaynaklarının kullanıldığı her işte akla gelmesi gereken çok daha temel bir soru var:
Bütün bunların faturası ne kadar?
Sanatçıya ne kadar ödendi?
Organizasyonun toplam maliyeti ne?
Sahne, ses, ışık, güvenlik ve tanıtım giderleriyle birlikte belediyenin kasasından toplam kaç lira çıktı?
Etkinliğin şehre ekonomik katkısı ne oldu?
Kaç kişi geldi, kaç kişi konakladı, esnafa ne kadar hareketlilik sağlandı?
Bunları sormak bir etkinliğe karşı çıkmak değildir.
Tam tersine, kamu yönetiminin doğal gereğidir.
Çünkü belediye bütçesi “harca gitsin” bütçesi değil.
O para vatandaşın parası.
Ve vatandaşın parasının harcandığı yerde vatandaşın soru sorması, dünyanın en normal şeyi.
***
Türkiye’de belediyelerin harcamaları, ihaleleri, borçları ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerinden ciddi tartışmaların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.
Hal böyleyken belediyelerin yapması gereken yalnızca daha fazla iş yapmak değil.
Yaptığı işin hesabını da verebilmek.
Çünkü iyi belediyecilik yalnızca kaldırım yapmak, yol yapmak, park yapmak, konser düzenlemek ya da proje açıklamak değildir.
İyi belediyecilik, bütün bunların hangi kaynakla ve hangi maliyetle yapıldığını da vatandaşına anlatabilmektir.
Mesela belediyenin internet sitesinde düzenli olarak şu bilgilerin yayımlandığını düşünün:
“Bu ay Kayseri için ne harcadık?”
Altında;
Reklam ve tanıtım: Şu kadar.
Konser ve kültür etkinlikleri: Şu kadar.
Organizasyon giderleri: Şu kadar.
Sosyal yardımlar: Şu kadar.
Yatırım harcamaları: Şu kadar.
İhale: Şu firmaya, şu bedelle.
Proje: Şu aşamada, şu kadar harcandı.
Belediyenin borcu: Şu kadar.
Bunu görmek vatandaşın hakkı değil mi?
Bence fazlasıyla hakkı.
***
Şeffaflık dediğimiz şey aslında o kadar karmaşık değil.
Belediye yaptığı işi anlatır.
Ne kadar harcadığını söyler.
Neden harcadığını açıklar.
İhaleyi kimin aldığını gösterir.
Projenin ne kadarının tamamlandığını paylaşır.
Varsa gecikmesini anlatır.
Borcu varsa açıklar.
Vatandaş da bütün bunlara bakar ve kararını verir.
Böyle bir belediyecilik anlayışında “Acaba?” kelimesinin yerini “Biliyoruz” alır.
Ve aslında güven de tam burada başlar.
***
Üstelik belediyeler vatandaşın günlük hayatına en fazla dokunan kamu kurumlarının başında geliyor.
Yolundan suyuna, ulaşımından temizliğine, imarından sosyal yardımlarına kadar hayatın tam ortasındalar.
Dolayısıyla belediye yönetmek yalnızca çok iş yapmak değildir.
Ne yaptığını ve o işi hangi parayla yaptığını anlatabilmektir.
Bir belediye milyonlarca liralık organizasyon yapıyorsa bunun maliyetini bilmek isteriz.
Büyük bir proje gerçekleştiriyorsa ne kadara mal olduğunu bilmek isteriz.
Bir ihale yapılıyorsa hangi yöntemle yapıldığını ve kimin aldığını bilmek isteriz.
Belediyenin borcu artıyorsa neden arttığını bilmek isteriz.
Bunları sormak belediyeye düşmanlık değildir.
Aksine, kamu yönetiminin daha sağlıklı işlemesini sağlayacak demokratik bir denetimdir.
***
Çünkü kamu kaynağının üzerinde “Başkanın parasıdır, istediği gibi harcar” yazmıyor.
Tam tersine…
O paranın üzerinde görünmez bir yazı var:
“Vatandaşın emaneti.”
Emanete sahip çıkmanın yolu da yalnızca parayı doğru harcamaktan geçmiyor.
Nasıl harcandığını vatandaşın görebileceği şekilde ortaya koymaktan da geçiyor.
Kayseri’nin ihtiyacı olan belki de yeni bir reklam kampanyasından, yeni bir organizasyondan ya da yeni bir gösteriden önce tam olarak budur:
Şeffaflık.
Çünkü vatandaş ne kadar çok bilirse, o kadar az şüphe eder.
Ne kadar çok bilgiye ulaşırsa, o kadar sağlıklı değerlendirme yapar.
Ve belediye ne kadar açık olursa, yaptığı doğru işlerin değeri de o kadar artar.
Sonuçta mesele konser yapmak mı, yapmamak mı değil.
Mesele proje yapmak mı, yapmamak mı değil.
Mesele para harcamak mı, harcamamak mı da değil.
Asıl mesele şu:
Vatandaşın parasını harcıyorsanız, vatandaşın hesabını da vereceksiniz.
Kayseri’nin belki de en çok ihtiyacı olan şey tam olarak bu.
Daha fazla harcama değil.
Daha fazla açıklık.
Daha fazla reklam değil.
Daha fazla bilgi.
Ve en önemlisi…
Daha fazla şeffaflık.