İşin başına sonuna kadın ve eşitlik deyince her şey tamam olmuyor. Tüm dünyayı kana bulayan devletlerin zirvesinden yani NATO’dan barış umudu pompalıyorlar.
Kayseri’nin tek kadın vekili paylaşmış diyor ki “Sadece erkek liderler değil, NATO’da çalışan, NATO’yu çalışan pek çok kadın da Türkiye’de… NATO ordularında cinsiyet eşitsizliği, siyasette karar alma süreçlerinde kadın, yapay zekânın karar alma süreçlerine girmesiyle etik sorunlar ve cinsiyet eşitsizliği meselesi ve daha pek çok konu tartışılıyor. Bir yandan demokrasi, eşitlik söylemi diğer yanda savaş ve savaşın mağdur ettiği daha çok kadın. Evsiz, ailesiz, ruhu yaralı kalan milyonlarca kadın… Önemli olan hangisi?”
Sahi aynı soruyu biz soralım “Önemli olan hangisi?”
Biraz da gerçekler, NATO zirvesi bu sene Ankara’da yapılıyor. Dün başlayan zirveye hazırlık aşamasında ABD Başkanı Donald Trump dahil 32 ülkenin liderinin katılacağı zirve için Ankara'da Etimesgut Havalimanı'nın VIP'e çevrilmesine 9.5 milyar TL harcanırken, 2 milyar TL'lik bir ek maliyet daha ortaya çıktı. Yani savaş lordlarını ağırlamak için en az 11,5 milyar TL harcandı. Yollar asfaltlandı, havalimanları yenilendi, binaların cepheleri boyandı, protokol yolları düzenlendi, ağaçlar dikildi. Ancak bu harcamalar, vatandaşın hak ettiği yaşam kalitesi için değil, zirveye gelenler için yapıldı.
Dünyaya gücümüzü göstermek gibi algılanabilir bunlar ama NATO’nun başta kadınlar için olmak üzere tüm dünyada kan ve zulüm demek olduğunu tartışan ve NATO’dan çıkılsın diyenler yani bizim ülkenin vatandaşları tahammülsüz bir şekilde gözaltına alınıyor. Memleketin halini dert edinenler sokakta barış istiyor, bizim şehrin vekili de zaten savaş politikalarını belirleyenlerin olduğu zirveden barış ve eşitlik devşiriyor. Bir de toplantılarına başlık belirlemişler: “Barışın eksik parçası, dayanıklılığa liderlik eden kadınlar”
Peki, gerçekten kadınlar için savaşın yarattığı yıkımı dert edinmek ve barış istemek nasıl olur?
Hemen yakın zamanda Ekmek ve Gül’ün haberleştirdiği bir oluşumdan bahsedelim: NATO'ya ve yeniden silahlanmaya karşı kadınların ortak mücadelesi Batı Alman Kadın Barış Hareketi
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Batı Alman kadınları, yeniden silahlanma ve NATO politikalarına karşı örgütlenerek militarizme karşı uzun soluklu bir barış mücadelesi yürütmüş ve bu mücadeleyi de şu sözlerle ifade etmişler: “Barış bizim hayatımızdır, bu nedenle vatanımız, savaştan altı yıl sonra, uygun bir barış antlaşması yapmalı, barışçı tavır almalıdır. Büyük ölçüde son iki savaşın sonucu olan ciddi ahlaki hasar ancak barışta iyileştirilebilir; savaşa hazırlık bunu daha da kötüleştirir. Bizlerin ve tüm dünyanın mücadele ettiği zor sosyal sorunlar ancak barışta ele alınabilir. Bu sosyal yeniden yapılanma, savunmaya en iyi katkıdır”
Sahi savaş bütçelerinin ve yeni paylaşımların konuşulduğu bir zirvenin gölgesinde biz kadınlar da vardık demek sonra öldürülen sürgün edilen ve her türlü karanlığa uğrayan savaş mağduru kadınlar için üzüldüğünü söylemek ne kadar sahici? Başta sorulan soruyu sonda yeniden soralım:
Önemli olan hangisi? Gerçek bir barışı istemek ve bunun için mücadele etmek mi? Savaş dağlarının eteğinde “Biz de kadın, eşitlik ve barış konuşuyoruz” demek mi?