Bugün 12 Eylül darbesinin üzerinden 46 yıl geçmiş.
Tanıklığımızın olduğu yıllar değil elbette ama etkileri ve sonuçları bakımından bugün yaşadıklarımızın temellerinin atıldığı, ülke tarihinin en önemli siyasal kırılmalarından biri olarak anılan sembolik bir gün 12 Eylül.
Gençlerin özellikle ülkenin yakın tarihini bilmemesi nedeniyle bugünü anlamakta zorlandıklarını düşünüyorum. Çünkü 12 Eylül’ü anlamak yalnızca bir askeri müdahalenin tarihini bilmek değildir. Aynı zamanda bu müdahalenin siyaset, hukuk, toplum ve bireyler üzerindeki etkilerini değerlendirmektir.
Benim açımdan ise 12 Eylül’ü öğrenmem için ailem bana doğduğum gün bir sorumluluk vermiş.
İsmimi, 12 Eylül darbecilerinin idam cezası ile hayatına son verdiği gençlerden biri olan Erdal Eren’in isminden alarak koymuşlar.
Abimin ismi Erdal, benimki Eren.
Bir isim bazen yalnızca bir tercih değildir. Bazen bir dönemin siyasal atmosferine, yaşananlara ve toplumsal hafızaya dair bir bağlantı noktası olur.
12 Eylül’de ne oldu?
12 Eylül 1980 sabahı Türkiye, askeri müdahaleyle yeni bir döneme girdi.
Tankların sokaklara çıktığı, parlamentonun feshedildiği, siyasi partilerin kapatıldığı, sendika ve dernek faaliyetlerinin durdurulduğu bu süreçte binlerce insan gözaltına alındı, işkenceden geçirildi, cezaevlerine konuldu.
İdamlar gerçekleştirildi, gazeteler kapatıldı, kitaplar ve yayınlar yasaklandı. Üniversitelerden sendikalara, meslek örgütlerinden toplumsal muhalefete kadar birçok alanda örgütlenme kanalları ağır biçimde sınırlandırıldı.
12 Eylül’ün etkisi yalnızca o gün yaşananlarla sınırlı kalmadı. Darbenin oluşturduğu siyasal ve toplumsal yapı, Türkiye’nin sonraki yıllarını da etkiledi.
***
12 Eylül’ü değerlendirirken yalnızca siyasi kararları ve tarihsel gelişmeleri değil, bu gelişmelerin içinde hayatları şekillenen insanların deneyimlerini de görmek gerekir.
Çünkü siyasi süreçlerin gerçek sonuçları, toplumda ve insanların yaşamlarında ortaya çıkar.
Erdal Eren, 12 Eylül döneminin sembol isimlerinden yalnızca biridir. Onun ve benzer şekilde hayatını kaybeden gençlerin hikâyeleri, o dönemin siyasal koşullarını anlamak açısından önemli bir yere sahiptir.
Bugün size darbenin ülkede yarattığı bütün sonuçları anlatmaktansa, o dönemin içinden çıkmış gençlik önderlerinin yaşamlarına odaklanan bir kitaptan bahsetmek isterim.
Kor Kitap’tan çıkan, Kübra Yeter ve C. Hakkı Zariç’in hazırladığı ‘Gelecek Bizimle’ adlı kitap, Erdal Eren, Sinan Suner ve Ercan Koca’nın yaşamları üzerinden 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki siyasal atmosferi ele alıyor.
Kitabın dikkat çekici taraflarından biri, dönemi yalnızca siyasi olayların kronolojisi üzerinden anlatmaması. Döneme tanıklık eden isimlerin anlatımlarıyla birlikte, bu gençlerin mücadelelerini, düşüncelerini ve yaşadıkları süreci de ortaya koyması.
Bu yönüyle kitap, 12 Eylül dönemini anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
***
Erdal Eren’in idamından önce yazdığı son mektup, dönemin gençlerinin içinde bulunduğu siyasal koşulları ve karşı karşıya kaldıkları ağır sonuçları anlamak açısından önemli bir belgedir.
Eren mektubunda şöyle diyordu:
“Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir.”
Bu sözler, çoğu zaman yalnızca bir vedanın cümleleri olarak okunuyor. Oysa bu ifadelerin arkasında, hayatı reddeden değil; aksine hayatı önemseyen bir bakış açısı bulunuyor.
***
Aydın Çubukçu’nun kitabın önsözünde Erdal Eren’e ilişkin yaptığı değerlendirme de tam olarak bu noktaya işaret ediyor:
“Burada Erdal’ın hayatı bütün karmaşasıyla birlikte tam bir tutarlılıkla düşündüğünü görüyoruz. Çünkü onun sevdiği hayat, yapay bir hayat değildir. Romantik hikâyelerden çıkan uydurma değildir. Bütün güzellikleriyle birlikte bu güzellikleri korumak ve çoğaltmak için mücadele etmeyi de içeren bir hayattır.”
Belki de Erdal Eren’i ve o dönemin gençlerini anlamanın önemli noktalarından biri burada yatıyor. Onları yalnızca bir dönemin siyasi çatışmaları içinde kaybolmuş isimler olarak görmek eksik kalır. Onların düşünceleri, tercihleri ve mücadeleleri; nasıl bir toplum ve nasıl bir hayat istediklerine dair bir bakışın da ifadesiydi.
12 Eylül üzerinden 46 yıl geçti. Ancak yakın tarihin önemli kırılmalarından biri olan bu dönemi anlamak, yalnızca yaşananları hatırlamakla değil; o dönemde insanların hangi fikirlerle hareket ettiğini, hangi koşullarda karar aldığını ve hayatlarını hangi değerler üzerine kurduğunu anlamakla mümkündür.