“Anladık iyisin,
Ama neden iyi?
Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım
Satın alınır mı ki?
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin içindekini,
Ama içindeki ne?
Esirgemezsin gözünü budaktan,
Ama kime karşı?
Dolusun bilgelikle.
Ama yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını.
Gözettiğin kiminki?
Dostluğuna diyecek yok.
Ama dostların iyi mi?”
20. yüzyılın en etkili şairi ve oyun yazarı Bertolt Brecht’in en sarsıcı şiirlerinden biridir bu. 1933 yılında Nazi Almanyası’nın karanlığından kaçmak zorunda kalan, Danimarka’dan ABD’ye uzanan uzun sürgün yıllarında faşizmin yıkıcılığını bizzat tecrübe eden Brecht, bu dizelerde konforlu bir ahlakçılığın arkasına saklanan "eylemsizliği" adeta eleştiri yağmuruna tutar. İnsanlık olarak gelişiyoruz, değişiyoruz ve yaşıyoruz ama nasıl?
Dünya tarihinde, insanın sadece kendi kabuğunda "iyi" olmasının yettiği hiçbir dönem olmamıştır. Olanı biteni uzaktan okumak, televizyon ekranlarından izlemek ya da sadece bilmek yetmez. Çünkü eylemsizlik, insanlığın gelişiminin önündeki en büyük engeldir. Bizi diğer canlılardan ayıran düzinelerce özelliğin yanında, bizi "diğer insanlardan" ayıran en önemli nitelik; dünyayı sadece seyretmekle yetinmeyen, anladığını ve hissettiğini toplumsal bir tepkiye dönüştürebilen bir iradeye sahip olmamızdır. İnsan, zulme ve haksızlığa karşı tepki duyan, bu tepkinin etrafında örgütlenip güç toplayan bir varlıktır.
Başka şarkılarda, başka coğrafyalarda da sorulmuştur bu: İnsanlığın kolektif bilinci ve gelişimi, o meşhur “Bir insan ömrünü neye vermeli?” sorusu ile “Harekete kimse mani olamaz!” şiarı arasında mekik dokur. Ne yazık ki bu gelişim ve dönüşüm tarihi, çokça savaş görmüş, çokça kan dökmüştür. Kötülük bu kadar örgütlü, bu kadar cüretkar ve bu kadar silahlıyken; tüm olanları sıcak odalarımızdan seyrederken kuru bir vicdan rahatlatmayla “Ben temiz bir insanım, kimseye zararım yok” demek aciz bir sığınaktır.
Brecht bize madalyonun arkasını gösterir: Evine düşen yıldırımın da kimseye zararı yoktur, doğası gereği oradadır ama kimse onu satın alamaz ya da onunla dost olamaz. Yani pasif bir zararsızlık, yapısal bir iyilik anlamına gelmez. Eğer bilginiz bir adaletsizliği çözmüyorsa, cesaretiniz ezilenin yanında bir kalkana dönüşmüyorsa, dürüstlüğünüz sadece kendi yankı odanızda yankılanıyorsa; o iyilik aslında egemenlerin düzenine hizmet eden dilsiz bir onaydan ibarettir.
Şiirin devamında Brecht, bu eylemsiz "iyi adamın" trajik sonunu sert bir ironiyle ilan eder: "Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine / İyi kurşunlarla vuracağız seni..."
Çünkü kötülüğün çarkları dönerken sessiz kalanları, günün sonunda o kuru vicdanları da kurtarmaya yetmeyecektir. Tarih seyircileri değil, sahneye çıkıp harekete geçenleri yazar.