Londra’yı sallayan Türk kızları… Konser görüntüleri, kostümler, danslar, sosyal medyaya düşen videolar, bitmek bilmeyen yorumlar… Manifest rüzgârı bir süredir böyle esiyor. Bugün gündemimizde hangi Manifest kızı olduğumuzu seçmek var. Kimi kendini birinde buluyor, kimi diğerinde. Şarkılar kadar karakterler, sahne duruşları kadar kostümler de konuşuluyor.
Peki, Londra’da sahne almak yalnızca bugünün gençlerinin yazdığı bir hikâye mi?
Değil elbette.
Takvimleri biraz geriye, 13-14 Aralık 1997’ye çevirelim. Londra Wembley Arena’da yine Türkiye’den bir grup var: Mavi Sakal. İngiliz rock grubu Status Quo’nun davetlisi olarak aynı salonda iki konser veriyorlar.
Aradan 29 yıl geçmiş. Sahne aynı, kuşaklar başka.
Bir tarafta bugünün pop dünyası, koreografiler, kostümler ve sosyal medya. Diğer tarafta Türk rock müziğinin kendine özgü sesi, gitarlar ve hafızalara kazınan şarkılar… Elbette iki dönemin müzik anlayışı da dinleyicisi de birbirinden farklı. Ama Londra’da sahneye çıkan Türkiyeli müzisyenlerin hikâyesini yalnızca bugünden başlatmak, geçmişin hakkını teslim etmemek olur.
Bugün bir Manifest kızını seçebiliyoruz. Peki, 1997’de neyi seçiyorduk?
Mavi Sakal’ın yıllar önce sorduğu soru geliyor aklıma:
“Neden soruyorsun
Nereye gideyim
İki yol var demiştim
Hangisini seçeyim”
O günün meselesi yalnızca bir grubu sevmek, bir şarkıyı ezberlemek ya da bir sahne performansına hayran kalmak değildi belki. Önümüzde iki yol vardı. Birini seçmek, diğerinden vazgeçmek demekti. Üstelik seçenekler bugünkü gibi sonsuz görünmüyordu. Herkesin kendine ait bir vitrini, her beğeninin görünür olduğu bir ekranı yoktu.
Bugün seçimlerimizi de sergiliyoruz. Hangi Manifest kızını sevdiğimizi söylüyor, tercihimizi bir kimlik gibi taşıyoruz. Bir fotoğraf, bir dans, bir kostüm üzerinden kendimizi anlatıyoruz. Müzik yalnızca dinlediğimiz bir şey olmaktan çıkıp gösterdiğimiz, paylaştığımız, ait olduğumuzu ilan ettiğimiz bir alana dönüşüyor.
Belki de bunda yanlış bir şey yok. Her kuşağın kendi heyecanı, kendi yıldızları, kendi dili var. Gençlerin bir grubun etrafında toplanmasını küçümsemek, geçmişin heyecanını bugünün gençlerinden esirgemek olur. Manifest’in gördüğü ilgi de kendi zamanının ruhunu anlatıyor.
Ama insan ister istemez düşünüyor: Bizim zamanımızda da kendimizi bir şarkının içinde aramıyor muyduk? Bir grubun sahnesinde, bir gitar solosunda, ezberlediğimiz bir sözde kendimizden bir parça bulmuyor muyduk?
Mavi Sakal’ın sorusu bugün de önümüzde duruyor. Yalnızca yolların isimleri değişti. Dün başka bir müziğin, başka bir hayatın, başka bir ihtimalin peşinden gidiyorduk. Bugün başka yüzler, başka sahneler, başka ritimler var.
Londra’nın sahnesi değişmiyor belki ama o sahneye çıkanların hikâyeleri değişiyor. Kuşaklar değişiyor, müziğin etrafında kurduğumuz dünya değişiyor. Fakat insanın seçme telaşı pek değişmiyor.