Eren Saran Akarsu

Tıpkı Tita gibi…

Eren Saran Akarsu

Mutfak sadece ailenin beslendiği mekan değildir. Özellikle her toplumda öncelikli olarak kadınların en güçlü iletişim alanlarından biridir. Bir tarifi ailenin en küçük bireyine öğretirken, meraklısına el verirken kadınlar, binlerce yıllık geleneği, yarım kalan düşleri, geleceğe dair umutları ve yaşama dair incelikleri de öğretir. Mutfak tezgahlarında doğranan sebzeler, ateş üzerinde etle, balıkla, tavukla buluşurken, kadınların deneyimleri de elden ele, kulaktan zihne dolar. Düşün tarihi diğer insanlık alanlarında olduğu gibi kadınlara kapatılan alanlardan biri. Yoklar diyemeyiz elbette varlar ama tali görünen pratik işlere itelenerek uzaklaştırılan kadınlar, kendi düşüncelerini ve birikimlerini yüz yıllardır dünyanın çeşitli yerlerinde mutfakta anlatmanın bir yolunu buldular.

Meksikalı yazar Laura Esquivel, dilimize Saklı Lezzetler: Mutfağa Felsefi Bir Yaklaşım adıyla çevrilen denemelerinde tam da bu gizli akademiyi anlatır. Esquivel’e göre mutfak, edebi ve felsefi konuların tartışıldığı bir kürsü, modern dünyanın acımasızlığına karşı kadının kurduğu en insani okuldur. Kadınlar, tarihin kendilerine dayattığı sessizliği, malzemeleri dönüştürerek ve kendi simyalarını yaratarak bozmuşlardır. Mutfak tezgahı, entelektüel üretimin ve tarihsel bir iletişim ağının gayriresmî merkezidir.

Yazarın bu felsefi yaklaşımının kurmaca dünyada ete kemiğe bürünmüş en sarsıcı hali ise şüphesiz kült romanı Acı Çikolata’nın kahramanı Tita’dır. Katı kurallarla örülü bir evde, kelimeleri ve aşkı elinden alınan Tita, sesini ancak mutfaktan yükseltebilir. Konuşması yasaklanan genç kadının gözyaşları düğün pastasına karıştığında, o pastayı yiyen tüm davetliler Tita'nın çektiği derin aşk acısını ve kederi kendi içlerinde hissederler. Tita, bastırılmış isyanını, sevgisini ve arzularını hazırladığı yemeklerle birer mesaja dönüştürür. Onun mutfağı, kelimelerin bittiği yerde başlayan o evrensel kadın dilinin, yani "yemekle konuşmanın" en somut kanıtıdır.

Laura Esquivel’in Meksika’dan yükselttiği bu felsefi ses, aslında bize hiç de yabancı değil. O topraklardan Anadolu'ya kadınlar, düşünceyi felsefi kulelere hapseden "düşünür beylerin" aksine, düşünceyi üretimden ayırmadan kızlarına ve oğullarına mutfak tezgahlarında aktardılar. Yetmedi, yaşamın her alanında düşünce ile üretimin yakın ilişkisini kavradı ve insanlığın ortak kültürel tarihine mutfaktan da seslenmenin bir yolunu buldu, bulmaya da devam edecek.

Bugün hâlâ "kadının yeri mutfaktır" diyerek bizleri dar alanlara sıkıştırmaya çalışanlara en güzel cevabı yine bu derin felsefe veriyor: İster mutfak ister sokak ister felsefi anlamda akademi kürsüleri olsun; kadınlar nerede olursa olsun üretmeye, iletmeye, aktarmaya ve öğretmeye, saklı lezzetler ile insanlığa miras bırakmaya devam edecek. Tıpkı Tita gibi; kelimelerimizi, isyanımızı ve bilgeliğimizi katarak yoğurduğumuz o pastamızdan bir lokma alan herkes, bu devasa birikimden ve hafızadan bir pay sahibi olacak.
 

Yazarın Diğer Yazıları