Eren Saran Akarsu

Kadınlığın içine sığmayan suç

Eren Saran Akarsu

Bir süredir Netflix'in Canavar (Monster) dizisinin Lizzie Borden hikâyesini anlatan sezonunu izliyorum. Diziyi izlerken aklımda cinayetlerden çok başka bir soru oluştu: Bir kadının işlediği suçu anlatırken, onu hangi toplumsal çerçevenin içine yerleştiriyoruz?

Dizi, Lizzie Borden ile Aileen Wuornos'u aynı anlatının içinde buluşturuyor. İki kadın, farklı dönemlerin, farklı hayatların ve farklı toplumsal konumların insanları… Fakat anlatı onları, erkek egemen toplumun kadınlar üzerindeki baskısının farklı dönemlerde ortaya çıkmış iki sonucu olarak yan yana getiriyor.

Kadınların aile içinde, toplumda ve erkeklerle kurdukları ilişkilerde maruz kaldıkları şiddet ve baskı görünür kılınmaya çalışılıyor. Bunu önemsiz görmüyorum. Fakat bir noktada anlatı bana fazla kolay bir açıklamaya yaslanıyor: Kadın mağdur edildi, öfke birikti ve sonunda şiddet ortaya çıktı.

Oysa suç bu kadar tekil bir hikâyeye sığar mı?

Lizzie Borden 1892'de cinayetlerle suçlandığında, arkasında 19. yüzyılın sonundaki aile, mülkiyet ve miras ilişkileri vardı. Lizzie'nin babası mülk sahibi bir adamdı. Dolayısıyla ortada yalnızca bir baba-kız ilişkisi değil, aynı zamanda mülkiyetin, mirasın ve aile içindeki otoritenin belirlediği maddi ilişkiler vardı.

Aileen Wuornos'un hayatı ise bambaşka bir toplumsal zeminde şekillendi. Yoksulluk, parçalanmış aile ilişkileri, erken yaşta yaşadığı istikrarsızlık, barınma ve geçim sorunları ve hayat kadınlığı onun yaşamının önemli parçalarıydı.
İki kadının ortak noktası elbette kadın olmalarıydı. Ama yalnızca kadın olmaları, aynı toplumsal deneyimin içinden geçtikleri anlamına gelmiyor.

Biriyle diğerini aynı “kadın öfkesi” hikâyesinin içine yerleştirdiğimizde, aralarındaki sınıfsal ve tarihsel farkları da silmeye başlıyoruz.
Burada daha temel bir soru sormak gerekiyor: Bu kadınlar hangi maddi ilişkilerin içinde yaşıyordu?

Hangi sınıfa mensuptular? Mülkiyetle ilişkileri neydi? Nasıl geçiniyorlardı? Aile onlar için ne anlama geliyordu? Çalışma hayatındaki konumları neydi? Hukukla ve devletle nasıl karşılaşıyorlardı?

Bunlar sorulmadan “kadın olduğu için baskı gördü” demek, gerçeğin yalnızca bir parçasını açıklıyor.

Üstelik bunun tersi de doğru. Toplumsal koşulları ortaya koymak, işlenen suçu mazur göstermek anlamına gelmez.
Bir insanın yoksulluk içinde büyümüş olması, şiddet görmüş olması, erkek egemen bir toplumda yaşaması ya da ekonomik bağımlılık içinde bulunması, onun eylemlerini otomatik olarak açıklamaz. İnsanlar toplumsal koşulların içinde yaşarlar ama aynı zamanda o koşullar içerisinde eyleyen öznelerdir.

Bence kadın failleri anlatırken tam da bu özne meselesini kaybediyoruz.

Kadını yalnızca “patriyarkanın mağduru” olarak anlattığımızda, onun fail olma özelliğini de elimizden alıyoruz. Sanki kadın ancak başına gelenlerin sonucu olarak şiddete başvurabilir. Bu da başka bir tür indirgemecilik.

Üstelik bu anlatıyı yalnızca Netflix'te görmüyoruz. Türkiye'de de kadınların işlediği cinayetlerin ardından çoğu zaman onların geçmişindeki şiddet, kötü evlilik, ekonomik sorunlar veya maruz kaldıkları baskı üzerinden bir hikâye kuruluyor.
Elbette bunların araştırılması gerekiyor.

Fakat bir kadının neden suç işlediğini anlamaya çalışmakla, onun suçunu yalnızca mağduriyetleri üzerinden açıklamak aynı şey değil.
Belki de soruyu değiştirmemiz gerekiyor.

“Bu kadın neden böyle oldu?” yerine:

“Bu insan hangi toplumsal ilişkiler içinde böyle bir eyleme yöneldi?”

Bu soru bizi daha zor bir yere götürüyor. Çünkü burada “kadın” demek yetmiyor. Sınıfa, mülkiyete, emeğe, aileye, hukuka ve tarihsel döneme bakmak gerekiyor.

Lizzie Borden ile Aileen Wuornos'u yan yana koymak anlatısal olarak etkileyici olabilir. Fakat iki kadını aynı toplumsal hikâyenin içine yerleştirmek, aralarındaki büyük farkları ortadan kaldırdığında gerçeği açıklamak yerine basitleştirmeye başlıyor.

Kadınların maruz kaldığı şiddeti görünür kılmak önemli.

Ama kadınları yalnızca mağdur olarak anlatmak da yeterli değil.

Çünkü kadınlar yalnızca mağdur değildir.

Onlar aynı zamanda toplumsal koşullar içerisinde karar veren, eyleyen, hata yapan, suç işleyen ve yaptıklarının sonuçlarıyla karşılaşan öznelerdir.

Bir suçu gerçekten anlamak istiyorsak, ne faili toplumsal koşullardan koparmalı ne de toplumsal koşulları failin yerine koymalıyız.
Çünkü suçu toplumsal koşullarıyla açıklamak, suçu aklamak değildir. Tam tersine, suçu gerçekten anlamaya başlamaktır. 
 

Yazarın Diğer Yazıları