Bir yanda ülkenin başkentinde yağmur, gaz bulutu içerisinde yürüyen binler bir yanda üniversite kampüsünde öğrenciler… Türkiye birkaç gündür yeni bir hukuk kavramını tartışıyor: “Mutlak butlan.” Sadece tartışmıyor tabi Ankara’nın göbeğinde, yer yerinden oynuyor. İzmir’de İstanbul’da, Kocaeli’nde Eskişehir’de Kayseri’de yani birçok ilde insanlar sokağa çıkıyor.
***
Televizyon ekranlarında anayasa maddeleri konuşuluyor, hukukçular uzun uzun değerlendirmeler yapıyor. Ancak fabrikada çalışan işçi, pazarda filesini doldurmaya çalışan emekli ya da borç içinde yaşamaya çalışan genç için mesele hukuki bir terimin teknik anlamından ibaret değil.
Çünkü bu ülkede milyonlar “mutlak butlan” kelimesini ilk kez duyuyor olabilir ama hayatlarının nasıl hükümsüz bırakıldığını yıllardır yaşayarak biliyor.
Bir grevin tek imzayla yasaklanmasını biliyorlar.
Seçim sonuçlarının tartışmaya açılmasını biliyorlar.
Kayyım atanmasını biliyorlar.
Gazetecilerin, sendikacıların, belediye başkanlarının sabaha karşı operasyonlarla gözaltına alınmasını biliyorlar.
Yıllardır okudukları okulun tek gecede kapatılmasını biliyorlar.
Kısacası halk, kendi iradesinin ne kadar kolay biçimde yok sayılabildiğini zaten yaşayarak öğrenmiş durumda.
Bu yüzden CHP kurultayına ilişkin yürüyen tartışmayı yalnızca parti içi bir hesaplaşma ya da hukuk tartışması olarak görmek eksik olur. Çünkü mesele bir kurultayın akıbetinden daha büyük.
Asıl mesele, ülkedeki siyasal alanın sınırlarının kim tarafından belirleneceği.
Daha açık söylersek: İktidar, yalnızca seçim kazanmak isteyen bir siyasal güç gibi davranmıyor. Toplumun hangi sınırlar içinde siyaset yapabileceğini de belirlemek istiyor. Kontrol edemediği her alanı ya baskıyla ya yargı müdahalesiyle yeniden dizayn etmeye çalışıyor.
***
İşte böylesi bir durumda en sağlıklı değerlendirme yine bu ülkenin geleceğinden endişe eden emek ve demokrasi güçlerinden geliyor. “Karanlığa teslim olmayacağız”
Bu karanlığın bir adı var elbet farklıca örnekleriyle dünya tarihinde yaşanmış. Sonuçları tüm dünyada yaşayan halklar açısından baskı, zor, tutuklama, yerinden edilme, toplama kampları, yıkım ve ölüm olmuş bir kelime. Karanlık ve dipsiz bir kuyu. İçerisine yalnızca kendisine muhalefet edenleri değil, herkesi alan ve yırtılıp atılmadığı, önceden bertaraf edilmediği zaman varacağı noktanın neresi olacağını dünya tarihinde acı bir şekilde öğrendiğimiz bir yönetim biçimi.
Şimdi kimse bu yaşananların buraya varmayacağını düşünebilir ancak insanlık kendi tarihinden öğrenerek ilerler. Bugün yaşananların nereye doğru gittiğini anlamak için yakın tarihimizin sonuçlarına bakmak ve bir daha olmasın diyerek birleşmek önemli.
Bizim açımızdan CHP, liderler ve karşılaştıkları durumlara sıkışmadan, hiç onun adamı bunun taraftarı demeden bir bakış ve eyleme ihtiyaç var. Yoksa o dipsiz kuyu yaşamın her alanında bizi de içerisine almaya devam edecek. Geleceğimizin çalınmasına izin vermemek, karanlığa teslim olmamak için bugünden aydınlığı çoğaltmaya ihtiyaç var.
***
Bu yazının yazıldığı esnada önümüze düşen bir haber “Öğrencilerin günlerdir süren tepkilerinin ardından Bilgi Üniversitenin kapatılmasına ilişkin kararda geri adım atıldı” bu haber tam da anlatmak istediklerime örnek oldu.