Zeliha Berfin Karahasanoğlu

Siyah mı, beyaz mı yoksa gri mi?

Zeliha Berfin Karahasanoğlu

Son zamanlarda izlemeye başladığım “The Order” isimli fantastik ögeleri barındıran dizideki öğrenci ile profesör arasında geçen diyalog dikkatimi çekti.

Diyalog akışı özetle şöyle:

Jack, kötü bir eylemin daha sonra iyi sonuçlar doğurabileceğini savunur.

Profesör, onun aslında "geçmişe gidip bebek Hitler'i öldürme" gibi bir ikilemde olduğunu söyler. Jack, böyle bir durumda Hitler'i öldüreceğini söyler.

Profesör ise bunun masum bir bebeği öldürmek anlamına geldiğini hatırlatır ve "doğuştan kötü olup olmadığını bilemezsin" şeklinde karşı çıkar.

Jack kısa süreliğine vazgeçtiğini söyler.

Profesör, bu örneğin amacının "olası bir gelecek için kesin bir eylemi meşrulaştıramazsın; yaptığın şeyin kendisinin doğru veya yanlış olup olmadığına bakmalısın" fikrini göstermek olduğunu anlatır.

Sahnenin temel felsefi konusu sonuççuluk (bir eylemi sonuçlarına göre değerlendirme) ile ödev etiği (eylemin kendi ahlaki niteliğine bakma) arasındaki çatışmadır.

Bu konuşmada geçen Hitler’in bebekken yok edilip yaptığı birçok kötü eylemi gerçekleştiremeyeceği düşüncesi Jack’i çok mutlu ederken bir yandan bebek katili olacağı düşüncesi geri adım atmasını sağlar.

Sonuççuluk denilen kavram, sonuca bakarak eylemin doğru veya yanlış olduğuna karar verir. Bir insanı öldürmek normalde yanlış olsa da eğer sonunda milyonlarca insanın yaşamını kurtarmak varsa doğru kabul edilir.

Bu yaklaşımın güçlü tarafı; çoğunluğun ihtiyaçlarının, birkaç kişinin ihtiyaçlarına ağır basmasıdır. Film izlerken bunu yaptığımız olmuyor mu? Oluyor. Kötü adamın kurtarılmayıp öldürülmesini isterken yalvarmaz mıyız filmin iyilik meleği süper kahramanına? Peki, iyi sonuç almak için her şey mubah mıdır?

Ödev etiği görüşüne göre önemli olan ise eylemin kendisidir. Bir davranışın sonucunun doğru ya da yanlış olmasının dışında bazı şeyler prensip olarak yanlıştır. Hitler de olsa öldürülecek olan masum bir bebek ise bu yanlıştır. Ortada suç işlemiş bir bebek mi vardır ki?

Çok katı kurallara sahip bir arkadaşınız gibidir. İnsan haklarını ve değişmez ahlaki kuralları korur. Katil bile olsa işkence edilmemesini veya öldürülmemesi gerektiğini, hukuken gerekli cezayı alarak yaptığı yanlıştan ders alması gerektiğini savunan o gıcık arkadaşınızın görüşüdür bu işte.

Fark ettiyseniz iki taraf da insanları korumak ister fakat ahlaki kararı nereden başlatmaları gerektiği konusunda ayrılırlar. Biri siyahtır, biri beyaz. Grisi yoktur.

Grinin olmadığı bir dünyanın kuralları sadece bir tarafı memnun eder. Beyazın da siyahın da içinde bulunduğu durumlarda tek bir taraf seçmek hangi mantığa sığar?

İnsanlar korkar. Taraf tutmak her zaman daha basittir; rahat ve güvenilirdir. Hep derler ya "Kararsızlık vereceğin en kötü karardan bile daha kötüdür." diye. Hayatım boyunca anlayamadığım bir şeydir bu. Siyahın tarafı, beyazın tarafı vardı hep. Ama grinin yoktu.

Ben iki görüşe de yerine göre katılıyorum bu arada. Ama tamamen katılmıyorum. Bu, benim tarafsız olduğum anlamına gelmiyor. Ortada kaldığım anlamına hiç gelmiyor. Benim de bir tarafımın olduğu anlamına geliyor.

Ben griyim. Beyazın da bulunduğu, siyahın da bulunduğu farklı bir renk. Griler solup giderken beyazların ve siyahların içinde boğulmak moda oldu. Ayrıca gri de tek değildir, birçok tonu vardır. Hayat; tek bir görüşe, karara ve duruma göre belirlenemeyecek kadar gridir.

Yazarın Diğer Yazıları