Zeliha Berfin Karahasanoğlu

Güven: İlaç mıdır, zehir midir?

Zeliha Berfin Karahasanoğlu

Günlük hayatta güvendiğimiz veya güvenmek zorunda kaldığımız kimler var, hiç düşündünüz mü? Hastalandığımızda doktorlar ile hemşirelerin bilgi birikimine ve el becerisine emanet ediyoruz bedenimizi. Yeri geliyor, güvenmek zorunda kalıyoruz. Aynı kendimize güvenmek zorunda kaldığımız gibi. Çünkü başka birisinin yerine geçme şansını sunmuyor hayat. Kendin olmak zorundasın, diyor ta ki var olamayana kadar.

Bir de restorana gittiğimizde yemekleri yapan aşçılar ile bize sunum yapan garsonlara güvenerek bize getirilen yemekleri yiyoruz. Bu durumda ise güvenmek zorunda değiliz belki ama güvenmek istiyoruz. Çünkü umursamamak, insanın hayatını kolaylaştıran bir özellik olabiliyor. Öğrenirse huzursuz olacağını bildiği şeyi bazen öğrenmek istemeyip cahil kalmak isteyenler oluyor. “Bilmemek mutluluktur.” dediklerine yoruyorum ben bunu.

Güvendiğimiz onca insanın tam olarak niyetini bilmeden beslediğimiz güveni, kendimize karşı besleyebileceğimizden emin olamamamızın sebebi kim? En iyi bildiğiniz insan kimdir diye sorulduğunda, çoğu kişinin aklına kendi benliği gelmiyor maalesef. Bu soruya cevap olarak anne, baba, kardeş, arkadaş, kuzen veya eş gibi örnekler veriliyor. Birçok kişiyi en iyi tanıdığını söylerken kendini unutuyor insan. Kişi kendini yeterince tanımadığı için güvenemiyor olabilir mi? Ya da kendini çok iyi tanıdığını sandığı için gereğinden fazla güveniyor olabilir mi?

Biri hiç beklemediğimiz bir şeyi yapınca, hani deriz ya, “Hiç beklemezdim ben bunu ondan.” diye. Niye beklemediğinizi sorguladığınız oldu mu? O kişinin size verdiği güvencelerin hangisinde niyetinin samimi olduğunu kim bilebilirdi ki kendinden başka? Bazıları da var ki kendini çok iyi bildiğine inanarak özgüvenin tanımını bulmuş kadar abartır benliğine olan güvenini. O güven dolup taşar, sonunda ise kendine bile rol yapmaya başlar. Yaptığı rolü uzun süre sürdürerek kendini fazla kaptırırsa, oynadığı rolde büründüğünün kalıntılarını taşır hayat boyu bana kalırsa. Kişi en çok kendisine güvenmekte haklıdır ama benliğinin karanlık köşelerine, aydınlık odalarına ve gömdüğü kısımlarını keşfedip kabul ettikten sonra.

Bunları kendinde keşfeden birey, diğer herkesin de bu kısımlara sahip olduğunu bilerek ne kendisine çok güvenir ne de başkalarına. Zehir denilen şey sadece madde değil; soyut olarak birçok şeye de benzetilebilir. “Zehir ile ilaç arasındaki tek fark dozdur.” cümlesi çok klişe olsa da hayatın en büyük gerçeklerinden biri olmasıyla bilinir.

Kişi, güvene olan güveninin dozajını bulmalıdır ki kendisini güvensizliğin içinde bulmamalıdır. Fazla olan güven ya zehir olur ya da bela. Az olan güven ya paranoyaklık getirir ya da hayatı yaşanmaz hâle sokar. Hiç güvenmeden de yapamaz insan, çok güvenerek de. Benliğinize bakarak kendinize olan güvenin miktarını ölçtünüz mü? Dozu nedir? İlaç mıdır, zehir midir?

Yazarın Diğer Yazıları