Yunus Uğur

Gerçek bir daha geri gelecek mi?

Yunus Uğur

Bugün sizlere Jean Baudrillard hakkında bir şeyler yazmak istiyorum.

1929- 2007 yılları arasında yaşayan Fransız asıllı düşünürün ortaya koyduğu düşünceler, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Hatta onun argümanları, içinde yaşadığımız dijital çağda çok daha görünür hâle geliyor.

Fransız filozofa Baudrillard’a göre medya, yalnızca gerçeği aktaran masum bir araç değildir. Medya, zamanla gerçeğin yerini alan görüntüler üretir. İnsan, neyin gerçek olduğunu kendi deneyimleriyle değil, kendisine gösterilen görüntüler üzerinden anlamaya başlar. Bir süre sonra görüntü, gerçeğin önüne geçer hatta ve hatta gerçeğin kendisi olmaya başlar. 

Eğer Baudrillard bugün yaşasaydı ne söylerdi bunu bilmek elbette zor.

Ancak onun yaşadığı dönemde internet, akıllı telefonlar ve bugünkü anlamıyla sosyal medya yoktu. Baudrillard düşüncelerini televizyon, sinema, reklamlar ve kitle iletişim araçlarının yükselişini gözlemleyerek geliştirdi. Bugün geldiğimiz noktada ise onun, ‘Gerçek bir daha asla geri gelmeyecek’ düşüncesinin ne kadar etkileyici olduğunu daha iyi anlıyoruz.

İnsanlar için artık gerçek, büyük ölçüde ekrandan ibaret.

Bir yere gitmeden önce fotoğraflarına bakıyoruz. Bir yemeği tatmadan önce başkalarının yorumlarını okuyoruz. Bir olayı yaşamadan, hatta olayın yaşandığı yerde bulunmadan onun hakkında kesin hükümler veriyoruz. Üstelik çoğu zaman gördüğümüz şeyin doğru olup olmadığını sorgulama ihtiyacı bile duymuyoruz.

Çünkü ekranda gördüğümüz görüntü, bizim için gerçeğin kanıtına dönüşüyor.

Sosyal medya insanların yalnızca dünyayı algılama biçimini değil, kendilerini sunma biçimini de değiştirdi. İnsan artık yaşadığı hayatı değil, başkalarına göstermek istediği hayatı sergiliyor. Mutluluk paylaşılmadığında eksik, başarı duyurulmadığında değersiz, acı görünür olmadığında önemsiz sayılıyor.

Bu nedenle ekranlar yalnızca gerçeği göstermiyor, neyin gerçek kabul edileceğine de karar veriyor.

Baudrillard’ın tabiriyle artık her yer ekran…

Evimiz, işimiz, ilişkilerimiz, sevinçlerimiz, hatta yalnızlığımız ve mutsuzluğumuz bile ekranın içinde. Gerçeğe ulaşmak için ekrana bakıyoruz fakat ekrana baktıkça gerçek hayattan biraz daha uzaklaşıyoruz. 

Belki de çağımızın en büyük çelişkisi budur: Her şeyi görüyoruz ama hiçbir şeye gerçekten dokunamıyoruz. Her şeyden haberdarız fakat hiçbir şeyi bütünüyle hissetmiyoruz.

Ekranlar büyüdükçe ve hayatın bir parçası haline geldikçe gerçek küçülüyor.

İlerde ne olur tam olarak kestirmek elbette zor gibi.  Fakat bir distopya filmine doğru gittiğimiz su götürmez bir gerçek. Sonumuz hayrolsun. 
 

Yazarın Diğer Yazıları