Bir dünyaya kulak kesilirken ötekine sağır kalmak
Yunus Uğur
Bugün sizlere filtre balonları ve yankı odalarından bahsetmek istiyorum.
İsmet Özel’in Erbain adlı kitabında geçen, “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” sözü, bugün içinde bulunduğumuz dijital çağın belki de en yalın tarifidir.
İnternetin hayatımıza yeni yeni girdiği yılları hatırlayın. O günlerde internetin insanlığın ortak sesi olacağı düşünülüyordu. Bilgi özgürleşecek, insanlar düşüncelerini hiçbir engelle karşılaşmadan dile getirecek, toplumlar birbirini daha yakından tanıyacaktı. Hatta internet sayesinde demokrasinin güçleneceğine, farklı görüşlerin daha görünür hâle geleceğine inanılıyordu.
Beklenti buydu ama geldiğimiz nokta biraz farklı oldu.
Bugün internet, insanlara dünyayı göstermekten çok onların görmek istediği dünyayı gösteriyor. Sosyal medya platformları, hangi haberi okuduğumuzu, hangi videoyu izlediğimizi, hangi paylaşımı beğendiğimizi kaydediyor. Ardından önümüze sürekli benzer içerikler çıkarıyor. Biz de bir süre sonra herkesin bizim gibi düşündüğünü zannetmeye başlıyoruz.
İşte buna “filtre balonu” deniliyor.
Yankı odası ise kendi düşüncemizin sürekli bize geri dönmesi… Aynı görüşlerin tekrarlandığı, karşı düşüncelerin ya hiç duyulmadığı ya da yalnızca küçümsenmek için gündeme getirildiği kapalı bir dünya. İnsan, burada kendi sesini toplumun ortak sesi sanıyor.
Böylece farklı fikirlere karşı daha duyarsız, daha kayıtsız ve daha tahammülsüz hâle geliyoruz. Karşımızdaki insanın ne söylediğini anlamaya çalışmak yerine onu hangi tarafta gördüğümüze bakıyoruz. Fikirleri tartışmak yerine insanları etiketliyoruz. Çünkü artık haklı olup olmadığımızı sorgulamıyor, bizim gibi düşünenlerin sayısına bakıyoruz.
İşin tehlikeli tarafı da burada başlıyor.
Demokrasi yalnızca konuşabilmek değildir aynı zamanda karşı tarafı duyabilmektir. Herkesin konuştuğu ama kimsenin birbirini dinlemediği bir yerde gerçek bir tartışmadan söz edilebilir mi?
İnternet insanlara ses verdi, bu doğru. Ancak bu sesler zamanla birbirinden kopuk odalarda yankılanmaya başladı. Dünyaya açıldığımızı düşünürken kendi dünyamıza hapsolduk.
Belki de bugün yapmamız gereken, karşımıza çıkan her şeyi doğrulamak değil, zaman zaman kendi düşüncemizi rahatsız edecek sözlere de kulak vermektir. Çünkü insan yalnızca dinlediğiyle değil, duymaya tahammül edebildiğiyle de olgunlaşır.
Aksi hâlde İsmet Özel’in söylediği gibi, bir dünyaya kulak kesilirken ötekine sağır kalmaya devam edeceğiz.