Yunus Uğur

Cehaletin yeni yüzü

Yunus Uğur

Bugün sizlerle cehalet hakkında birkaç şey karalamak istiyorum.
Bilgi ve iletişim araçlarının hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte günümüzde artık “cahil insan” kavramı da farklı bir anlam kazandı. Eskiden cehalet daha çok bilgiye ulaşamamakla ilişkilendirilirken, bugün asıl mesele bilgiye ulaşamamak değil, ulaşılan bilgiyi doğru değerlendirememek, sorgulamamak ve her konuda yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünmek haline geldi.

“İnsan her şeyin ölçüsüdür” anlayışı, özellikle postmodern düşüncenin yaygınlaşmasıyla birlikte toplumda daha görünür hale geldi. Her bireyin kendi deneyimi, kendi bakışı ve kendi doğrusu olduğu fikri güçlendi. Elbette insan dünyayı kendi penceresinden görür ve bu doğal bir durumdur. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Kişisel deneyim ile evrensel bilgi aynı şey değildir.

Arapça “chl” kökünden gelen ve “bilmemek, habersiz olmak” anlamını taşıyan cehalete benim yaklaşımım biraz farklıdır. Çünkü cehalet, çoğu zaman düşünüldüğü gibi yalnızca olumsuz bir durum değildir. Aslında insan olmanın doğal bir sonucudur. Her insan hayatı boyunca birçok şeyin cahilidir. Hiç kimse bütün bilgiyi kuşatamaz.

İngilizcede “ignorance is bliss” şeklinde kullanılan bir ifade vardır yani “cehalet mutluluktur.” Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri ise cehaletin kendisi değil, cehaletin farkında olmamaktır. Geçmişte insanlar bir konuda fikir sahibi olmak için yıllarını verir, kitaplar okur, araştırmalar yapar, o alanın uzmanlarıyla tartışırdı. Bugün ise birkaç video izleyen, birkaç sosyal medya paylaşımı okuyan ya da yapay zekâya bir soru soran birçok insan kendisini o konunun uzmanı gibi görebiliyor.

Beş tane tarih kitabı okumamış insanlar tarihçi, iki tane felsefe kitabı okumamış insanlar filozof gibi konuşabiliyor. Birkaç dakikalık içerik tüketimiyle yüzyıllardır tartışılan meseleler hakkında kesin hükümler verilebiliyor. Çünkü artık bilgiye ulaşmak ile bilgi sahibi olmak birbirine karıştırılıyor.

Bir konuyu öğrenmek sadece zihinsel bir faaliyet de değildir. Öğrenme sürecinde insanın emeği, zamanı, deneyimi ve hatta bedeni vardır. Bir tarihçinin yıllarca arşivlerde çalışması, bir bilim insanının laboratuvarda deney yapması, bir filozofun ömrünü düşünmeye adaması tesadüf değildir. Çünkü hakikate ulaşmak hızlı tüketilen içeriklerle değil, sabır ve disiplinle mümkün olur.

Bugün birçok insan kendi hayat tecrübelerini evrensel bir gerçeklik zannediyor. Oysa insanın yaşadığı şey, dünyanın tamamının gerçeği değildir. Bir kişinin gördüğü, yalnızca bulunduğu yerden görünen manzaradır. Örneğin sosyoloji hakkında temel kaynakları okumadan toplum üzerine kesin yargılar vermek, tarih hakkında ciddi bir araştırma yapmadan geçmişi yorumlamak ya da felsefi bir meseleyi birkaç cümleyle çözmeye çalışmak, çoğu zaman kişinin kendi düşüncelerini gerçekliğin yerine koyması anlamına gelir. Bu durum zaten oldukça tehlikelidir. 

 

Yazarın Diğer Yazıları