Yunus Uğur

Cebimizdeki karnaval

Yunus Uğur

Karnavalları bilirsiniz. İnsanlar kostümler giyer, sokaklara çıkar, gündelik hayatın kurallarını bir süreliğine kenara bırakır. Kral soytarı olur, sıradan insan kral. Herkes başka birinin kılığına girer. Bir süreliğine roller değişir.

Peki, mesele sadece eğlenmek mi?

Bence değil. İnsan biraz da içinde biriktirdiklerini dışarı çıkarır. Söyleyemediklerini söyler, yapamadıklarını yapar. Deşarj olur. Toplumun insana biçtiği bir elbise var. Karnavalda o elbise çıkarılıyor, yerine başka bir kostüm giyiliyor.

Georges Balandier’nin Sahnelenen İktidar kitabında üzerinde durduğu bir mesele var. İktidar da kendini sahneliyor. Kurallarla birlikte törenlerle, görüntülerle, insanlara gösterdiği yüzüyle varlığını sürdürüyor.

Karnavalda ise normalde izleyen insan ortaya çıkıyor, söz alıyor. Kendisine biçilen rolün dışına çıkıyor. Ama sonra herkes evine dönüyor. Kral yine kral, soytarı yine soytarı. Düzen devam ediyor. Belki de insanların böyle nefes alabilmesi, o düzenin sürmesini kolaylaştırıyor. Roller değişiyor ama sahne yerinde duruyor.

Şimdi düşünüyorum da geçmişte karnavalın gördüğü işlevi bugün kısmen dijital medya görüyor olabilir.

Sosyal medyada insanlar istedikleri kılığa bürünüyor. Günlük hayatta susan insan burada konuşuyor. Kendisine verilen rolle yetinmeyip kendi rolünü yazıyor. Çünkü burada kostüm giymek kolay.

Bir de seyirci var. Bizi alkışlayan, bize karşı çıkan insanlar. Yalnızca içimizden geçeni söylemiyoruz. Nasıl göründüğümüzü de düşünüyoruz. Bir bakıma kendimizi sahneliyoruz.

İnsan öfkesini kaleme alıyor, sonra telefonu cebine koyup işine dönüyor. Günlük hayatın yükü belki biraz hafifliyor. Ama sahnede söz almakla sahnenin kurallarını değiştirmek aynı şey mi?

Üstelik karnavalın bir zamanı vardı. Başlardı, biterdi. Sosyal medyada ise kapı hiç kapanmıyor. Her an başka bir kostüm, başka bir kavga hazır bekliyor.

O yüzden şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçekten deşarj mı oluyoruz, yoksa birbirimizi daha fazla mı dolduruyoruz?
Arada rahatladığımızı düşünüyoruz ama günün sonunda içimizdeki gerginlik yerli yerinde duruyor. Hatta bazen biraz daha büyümüş oluyor. Telefonu kapatınca bunu fark ediyoruz. O zaman bu boşalmanın bizi ne kadar rahatlattığını yeniden düşünmek lazım. Öfkelenmek yoruyor.

Bazen rahatlamak için girdiğimiz yerden daha öfkeli çıkıyoruz. Ekranda bıraktığımızı sandığımız öfke bizimle eve geliyor. Sofraya oturuyor, sohbetimize karışıyor. Kostümü çıkarıyoruz ama tartışmanın yükünü üzerimizde taşıyoruz.

Belki bugünün meselesi de bu. Hem sahnedeyiz hem seyirciyiz. Nefes aldığımızı düşünüyoruz ama perde bir türlü kapanmıyor.
Karnaval artık meydanda kuruluyor diye düşünmeyin. Cebimizde taşıyoruz.
Ve ne zaman biteceğine çoğu zaman kendimiz bile karar veremiyoruz.

 

Yazarın Diğer Yazıları