Büyük usta Nazım Hikmet Ran’ın 63. Ölüm yıldönümü. Bir anma ilanında okudum bugün, “Yaşamayı ciddiye alan yoldaşımız, devrimin ve aşkın büyük şairi, arkadaşımız… 3 Haziran 1963’ten beri özlemenin ve bir sıkılı yumruk gibi yan yana durmanın sol anahtarı, çocuklarımızın aydınlık yüzü”
Nazım’ı okuduğumuz ortaokul sıralarından bugüne ne çok şey ifade ediyor. Bir yanda toprağa karışanlar, güneşe gömülenler. Bir yanda bugünü aydınlatmak için hâlâ yananlar. Aynı zamanda Gezi de kaybettiklerimizin de yıldönümü. Üniversitede kendi yaşıtlarımızın ölümüne tanık olduk ve bizden çok daha küçüklerin. Savaşlar devam ediyor hala tüm dünyada ve Nazım da vatan hainliğine… Dizeleri sadece cephenin gürültüsünü anlatmıyor geride kalanların sesini de yansıtıyor… “Kapıları çalan benim, kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler”
***
Memleketin her gündeminde, okuduğumuz her haberde yeni bir dizesi eşlik ediyor. Giresun’da üç ayının ölüm fermanı verilmiş, Afyon’da patates üreticisi borç kıskacında, Arhavi halkı maden istemiyorum diye yürüyor, MESEM öğrencisi 16 yaşındaki Yasemin Bolat günlerdir kayıp. NATO zirvesi toplanacak diye Ankara’da sınav tarihleri erteleniyor…
Yazıyor Nazım,
“Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan”
***
Sıcak Haziran o yüzden sadece bir mevsim değil. Hafızanın ısındığı, acıların birbirine karıştığı bir zaman gibi. Ve bazı dizeler, tam da böyle zamanlarda yeniden ağırlaşıyor.
Ama sadece memleketin halini anlatıp bırakmıyor Nazım, tıpkı 19 Mart’ta Saraçhane’de barikatları yıkan üniversiteliler gibi umudu, kavgayı büyütüyor…
“Sevgilim,
bu ayak sesleri, bu katliâmda
hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,
fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden
güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan
gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman...”