SES'ten şiddet tepkisi
Sağlık ve Sosyal Hizmetçileri Emekçileri (SES) Kayseri Şubesi 'Sağlık Emekçilerine Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü' nedeniyle yaptığı basın açıklaması toplumun tüm kesimlerini etkileyen şiddet konusuna dikkat çekildi. SES Kayseri Şube Başkanı Bekir Güner, 'Ancak asıl sorun şiddeti sıradanlaştıran, cezasızlığı yaygınlaştıran, eşitsizliği derinleştiren ve gençleri geleceksizliğe mahkûm eden bu düzenin kendisidir.' dedi.
Dr. Ersin Arslan’ın 17 Nisan 2012 tarihinde görevi başında hasta yakınlarının şiddeti ile katledilmesinin yıl dönümü, sağlık çalışanları tarafından, “Sağlık Emekçilerine Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” olarak bir anma etkinliğine dönüştürülmüştü. Bu yıl “Sağlık Emekçilerine Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü”ne Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları damga vurdu. Anma günü nedeniyle Emek ve Demokrasi Güçleri ile birlikte basın açıklaması yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Kayseri Şubesi Başkanı Bekir Güler de bu konuya dikkat çekti. Sorunun muhatabının iktidar olduğunu belirten Güler, “Ne yazık ki, okullarımızda ardı ardına yaşanan şiddet olaylarının yol açtığı can kayıpları ve yaralanmalar anma günümüzün önüne geçmiştir. Görüldüğü gibi şiddet sarmalı sadece işkolumuzu değil toplumun tüm kesimlerini içine almış durumdadır. Sağlıkta, sokakta, okulda, işyerinde, üniversitelerde yaygınlaşmaktadır. Ülke olarak Şanlıurfa Siverek ve K. Maraş’ta birer gün arayla gerçekleşen saldırılarda çocuklarımızı, öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi kaybetmenin derin acısı, öfkesi ve sarsıntısı içerisindeyiz. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin nasıl bu noktaya sürüklendiği sorusu bugün milyonların ortak sorusudur. Bu sorunun muhatabı ise çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidarın kendisidir.”
Asıl sorun düzenin kendisi
İktidarın politikalarının şiddet ürettiğini belirten Güler, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “İktidar eliyle uzun yıllardır uygulanan baskı politikaları, kendinden olmayan herkesi öteki görme yaklaşımı ile birlikte toplumda oluşturulan kamplaşma, beraberinde şiddet üretiyor. Uygulanan kutuplaştırma siyaseti nedeniyle kendini devlet gibi gören kesimlerde şiddete meyil artıyor.
Yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan milyonların bu durumu görmemesi için, ayrıştırma ve kutuplaştırma siyaseti özellikle derinleştiriliyor. Bu durumda da insanlar yaşadığı sıkıntıların sorunların kaynağını sistem olarak görmek ve hak elde etmek için mücadele etmek yerine, en yakınındakine şiddet olarak yansıtıyor. Bu nedenle de şiddet toplum içinde gittikçe bir kültür haline geliyor.
Okullarda yaşanan şiddet; eğitimden sağlığa, ekonomiden sosyal politikalara kadar yıllardır sürdürülen yanlış uygulamaların doğrudan sonucudur. Bu tabloyu yalnızca bir ‘güvenlik zafiyeti’, münferit bir mesele olarak görmek ya da sunmak, gerçeği örtmekten başka bir işe yaramamaktadır. Evet, okullarda ciddi bir güvenlik sorunu vardır. Bu ülkede kadınlar, çocuklar, öğretmenler, sağlık çalışanları ve emekçiler hemen herkesin yaşam hakkı tehlikededir. Ancak asıl sorun; şiddeti sıradanlaştıran, cezasızlığı yaygınlaştıran, eşitsizliği derinleştiren ve gençleri geleceksizliğe mahkûm eden bu düzenin kendisidir. Gençler bugün sadece okullarda değil; sokakta, evde, yaşamın her alanında büyüyen bir şiddet sarmalının içine itilmektedir. Suça sürüklenen çocuklar gerçeği de bu tablonun bir parçasıdır; tesadüf değil, sistematik bir sonuçtur. Ekonomik kriz derinleştikçe; işsizlik, yoksulluk ve umutsuzluk büyüdükçe ortaya çıkan boşluk mafya ve çeteler tarafından doldurulmaktadır. Gençlerin geleceği ellerinden alınırken, şiddet ve suç örgütlenmeleri adeta teşvik edilmekte, büyütülmektedir.”
Toplum sağlığını korumak için demokratikleşmenin ve özgürleşmenin önemine dikkat çeken Güler, “Toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek ancak toplumsal yaşamı demokratikleştirerek, birey ve toplumu özgürleştirerek ve eşitsizliklerle mücadele ederek; her bir bireyin yeterli beslenebildiği, uygun koşullarda barınabildiği, temiz suya ulaşımının mümkün olduğu, havanın kirletilmediği koşulları sağlayarak, temiz çevre ve güvenli gıdaya ulaşımın sağlandığı yani en temel insani ihtiyaçların karşılanması ile mümkündür. Sağlık hizmetleri, ancak tüm bu sıralananlarla birlikte toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Türkiye gibi toplumsal eşitsizliklerin derin olduğu ülkelerde, sağlık hizmetleri eşitsizlikleri en aza indirgenmesi hedefiyle de yapılandırılmak zorundadır. Sağlık emekçilerine yönelik şiddeti engellemenin birinci yolu toplumdan ve hizmet üreten emekçiden yana bir sistem inşa edilmesi ile mümkündür.” diye konuştu.