Kula kulluk etmeyi yüceltenlere, vatandaş olmanın önemini anlatamadık…
Binlerce vatan evladının kanları ile geçilmez kılınan Çanakkale’yi tek adamın teslim ettiği gerçeğini haykıramadık…
Atatürk’e “İngilizlerin adamı” diyen meczubun, aslında cebinde İngiliz Pasaportu ile gezen bir hain olduğunu gösteremedik.
Cumhuriyet düşmanları yıllar boyunca, Atatürk’ü ve kurduğu Cumhuriyeti kötülemek için ‘Lozan’ın gizli maddeleri’ olduğuna kitleleri ikna etti.
Şimdi Cumhuriyet’in yüzüncü yılındayız, ‘Lozan’ın gizli maddeleri’ diye yaygara kopartanların yalanlarını yüzlerine bile çarpamadık.
Cumhuriyet düşmanlarının, kendileri ve çocukları için demokrasisi gelişmiş Avrupa’da Amerika’da gelecek kurarken; bu ülkenin çocuklarına Ortadoğu’nun çağ dışı yönetimlerini reva görmesindeki iki yüzlülüğü ortaya koyamadık.
Cumhuriyet sayesinde koltuk sahibi olanların Cumhuriyetle hesaplaşmasına seyirci kaldık.
Cumhuriyet düşmanları hiç boş durmadı.
Bir yalanları bitince başka bir yalana sarıldılar.
Bir iftiraları boşa çıkınca yeni iftiralar attılar.
Bıkmadılar, usanmadılar.
Aslında sorun Cumhuriyet’e savaş açanlarda değil.
Onlar işlerini yapıyor.
Asıl sorun Cumhuriyete sahip çıktığını söyleyenlerde;
Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesiydi ama biz cumhuriyeti kimsesiz bıraktık.
Sahipsiz bırakmaya da devam ediyoruz.
Yoksa Cumhuriyetin 100’üncü yılı bu kadar sönük, bu kadar heyecansız bir şekilde karşılanmazdı.
Ekranlarda dönen firmaların reklamları da olmasa Cumhuriyetin 100’üncü yılı akıllara bile gelmeyecek.
Gerçekten insanın tüylerini diken diken eden reklam filmlerine şapka çıkartıyorum.
Peki, nerede Atatürk ve Cumhuriyeti dilinden düşürmeyenler?
Tek güne sığdırılan,
Hamasetten öteye geçmeyen,
Kitlelere ulaşmayan etkinliklerle Cumhuriyetin 100’ün yılı kutlanmaz.
Olsa olsa görev savuşturulur.
Tüm Kayseri bayraklarla Atatürk posterleriyle donatılmalı,
Ben balkonuma astım.
Kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyeti, kimsesiz bırakmak istemiyorsanız bir bayrak da siz asın…