Her gün ne kadar hızlı geçtiği ile ilgili hayıflandığımız ve her haftada 8. bir güne ihtiyaç duyduğumuz baş belası zaman. Her bir yıl bir öncekinden hızlı geçip her bir gelecek zaman bir önceki gelecek zamandan daha az beklendiğinde yanılgısına besbeter düştük.
Yüzyıllardır yapılan çalışmalar ise fiziksel anlamda bunun tam tersini savunuyor. Newton, Principia Mathematica’da anlattı 1687’de. ‘Ay’ dedi, ‘bizim dönüşümüzü etkiliyor.’ Charles Darwin’in oğlu George Darwin ise yıllar sonra destekledi. ‘Evet’ dedi ‘Ay'ın oluşturduğu gelgit etkisi, Dünya'nın dönüş enerjisinin küçük bir bölümünü Ay'ın yörüngesine aktararak uzun vadede dönüşümüzü yavaşlatıyor.’ Yani yavaşlıyoruz, uzuyor günler.
Dinozorlar henüz hayattayken 23 yaklaşık saat kadarmış bir gün hatta. Bizden sonra yaşayacak yaratıklar olursa onlar belki 25- 26 saat yaşayabilirlermiş bir günü. Ama bir gün bazen birkaç saniye uzun, birkaç saniye daha kısa olurmuş. Benim aklımı kurcalayan kısmı ise bu zamanı deneyimleme şeklimizin cilvesi. Bu bahsettiğimiz rakamdan ibaret gibi gelen saniyelerin bazen bozulmuş bir saatin içinde akreple yelkovan arasında sıkışmış gibi hissettirirken, bazı yılların gece uykusundan kısa sürmesi.
Çocukken aileden bir azar işitirken halının desenlerini ezberleme süresinin zaman tünelindeki sonsuz yolculuğunu hatırlayalım mesela. Ya da fırından çıkmış bir tatlının 15 dakikalık soğuma süresinin hissettirdiği bitmeyecek nefis terbiyesini. Acı şekilde tecrübe ettim. Anneannemin fırından yeni çıkardığı kaynar Revani’yi sabredemeden boyumun yetmediği tezgaha uzanıp koklamaya çalışırken bıyığımı sıcak tepsiye yapıştırmıştım. Revani’yi beklemek asırlar, bıyığımın yanıp bir iki haftada iyileşmesi kısacık sürmüştü. Psikolojide ‘anlık zaman algısı’ deniyor. Yoğun deneyimler kısacık sürerken düşük aktivitede bulunan beyin zamanı daha çok hissediyor. 10 dakikanın, mesai saatinin bitmesini beklerken saniye saniye işimize işleyip sevgilinin yanındayken yok hükmünde olması da buna dahil.
Veya 40 gün bir insan yavrusunun gelişimi için sadece kundakta insan içine çıkabilecek kadar toparlanmaya tekabül ederken bir işçi arı için koca bir ömür demek. Fiziksel anlamda yavaşlayan dünyanın ve ölçülebilir şekilde uzayan yılların bize tam tersini hissettirmesi de belki bundan. Saate bakamadığımızdan, güneşi göremediğimizden, yatıp uzanamadığımızdan. Çalışırken, koşarken, sevinirken ve yetişmeye çalışırken geçen bir yıl, söylenişi kadar kısa sürüyor; beklerken, sabrederken ve bitmesini dilerken geçen yıl birkaç o kadar daha uzun.
Hiçbir canlının hiçbir anında standart hissettirmeyen bir durumun sayılarla ifade edilebilmesine ise ben belki bilim değil, bir sihir derdim…