Zincidere'nin suskun tanığı: Bir binaya sığan yüz yıllık hayat
Besim Demirel
Bazen bir binanın önünden geçeriz de durup bakmayız bile. Oysa Talas’ın Zincidere Mahallesi’ndeki o 120 yıllık yaşlı yapı, sadece taştan ve harçtan ibaret değil; sanki sırtında koskoca bir yüzyılın yükünü taşıyan, yorulmuş ama hâlâ ayakta durmaya çalışan ihtiyar bir insan gibi.
1907 yılında kapılarını ilk açtığında, Mariana Gerber adında yürekli bir kadının eliyle, kimsesiz yetim çocuklara başını sokacak sıcak bir kucak olmuştu. Düşünsenize; anne babasız kalmış minik çocukların koşuşturduğu, kahkahalarının veya sessiz hıçkırıklarının yankılandığı o koridorlarda ilk olarak "şefkat" kokuyordu taşlar.
Sonra rüzgâr tersine döndü, zaman sertleşti. Milli Mücadele’nin o ateşten günlerinde bağımsızlık sevdalılarına sığınak oldu. Ardından gencecik Cumhuriyet’in idealist öğretmen adayları doldurdu sınıfları. Türkiye’nin ilk köy öğretmenleri burada yetişirken, o taş duvarlar bu kez umudun, okuma heyecanının ve aydınlık bir geleceğin heyecanına ortak oldu.
Ama hayat her zaman adil davranmıyor... Bir zamanlar çocukların sığındığı, öğretmenlerin hayal kurduğu o bina; 12 Eylül 1980’in o buz gibi soğuk günlerinde bir cezaevine dönüştürüldü. Yetim şefkatiyle örülen duvarlar, bu kez demir kapıların kapanış sesleriyle, içerideki insanların ahlarıyla ve gözyaşlarıyla sarsıldı. Umudun yeşerdiği yer, kederin ve çaresizliğin mekânı oluverdi.
Şimdi başınızı kaldırıp o binaya baktığınızda, tüm bu yaşanmışlıkların yorgunluğunu hissediyorsunuz. Bir yanı çocuk saflığı, bir yanı memleket sevdası, bir yanı ise derin bir hapishane acısı...
En acısı da ne biliyor musunuz? Bunca insana kucak açmış, bunca acıya ve sevince tanıklık etmiş bu tarihi yapının, bugün yalnızlığa ve terk edilmişliğe mahkûm kalması. Yanı başında TAREM ile geleneksel zanaatlar yeniden canlandırılmaya çalışılırken, bu emektar binanın kapılarının kapalı durması, bürokratik engellerin ardında unutulmayı beklemesi insanın gerçekten içini sızlatıyor.