Herkes bu türküyü biliyor, peki hikâyesini kaç kişi biliyor?
Besim Demirel
Kayseri’de öyle bir yer var ki, birçoğumuz burayı belki sadece ismini duyarak tanıyoruz. Ancak bu isim, aslında Kayseri’yi temsil eden en önemli simgelerden birini taşıyor. Bahsettiğim yer Gesi…
Belki biraz şaşırmış olabilirsiniz.
Çünkü Gesi, sadece bir yer adı değil, aynı zamanda dillere destan olmuş bir türkünün de hikâyesidir.“Gesi bağlarında dolaşıyorum Yitirdim yarimi aman aranıyorum…”
Bu türküyü hepimiz duymuşuzdur.
Kimi zaman radyoda, kimi zaman televizyonda, kimi zaman da büyüklerimizin dilinden dinledik. Ama bu türkünün doğduğu toprakları, yani Gesi bağlarını kaçımız gerçekten gördük?
Biz de bu kez Gesi bağlarına gittik. Bu eşsiz türkünün hikâyesini Gesililerden dinlemek istedik.
Bugün sizlere Mukader Soy ablamızdan bahsetmek istiyorum. Çünkü onun çocukluğu ve gençliği Gesi’de geçmiş.
Eski Gesi’yi, o dönemlerin komşuluklarını ve bu meşhur türkünün hikâyesini bizlere anlattı.
Mukader ablamız, türkünün hikâyesine şöyle başladı “Bu türkünün hikâyesi yabancı bir gelinin hikâyesidir. Bizim buralarda erkeklerimiz gurbete çalışmaya gider, kadınlar evde kayınvalide ve görümceyle kalırlar. Bu geline de kayınvalidesi ve görümceleri rahatsızlık verir. Eşi de gurbette olan gelinin kimsesi yoktur. Bu türkü, yaşanan bu olaylar üzerine yazılmıştır. Güzel bir türkümüz var. Herkes bu bağlarda gezmese de, görmese de bu türküyü bilir.”
Mukader abla “Bizler gençken büyüklerimize saygımız vardı, büyüklerimizin de bizlere saygı duyardı. Komşuluklarımız çok güzeldi. Herkes birbirine yardım ederdi. Ama zaman çok değişti. Artık insanlar geçim derdine düştü. Ne komşuluk eskisi gibi ne de saygı anlayışı kaldı. Eski Gesi de artık yok. Eskiden bu türküde geçen bağlar vardı, şimdi ise o bağların yerinde villalar var.” sözleriyle geçmişe özlemini de dile getirdi.
Mukader abla, eski günleri anlatırken aslında sadece Gesi’yi değil; kaybolmaya yüz tutan bir yaşam biçimini de anlattı.
Belki de Gesi türküsünün bugün hâlâ bu kadar etkili olmasının sebebi budur.
Çünkü o sadece bir aşk hikâyesini değil, bir dönemin insanlarını, özlemlerini, yalnızlığını ve kaybolan değerlerini de içinde taşıyor.
Gesi bağlarında dolaşırken insan sadece bir türkünün izini değil, geçmişini de hissediyor.