Her şeyin bir fiyatı yoktur: Yarım asırlık amfinin hikâyesi
Besim Demirel
Eski Türk devletlerinde müziğe veya melodiye küğ denirdi. Daha sonra Osmanlı döneminde ve eski İslam medeniyetlerinde müziğe verilen isim mûsıkî olarak adlandırıldı. İç Anadolu’da ise anneler, ölen oğullarına ve kızları için ağıt yakarlardı. Bu ağıtlar, kimi zaman acılarını ifade etmek için, kimi zaman ise mutluluklarını ifade etmek için yakılırdı. Bu ağıtlar kulaktan kulağa yayılırdı. Günümüzde ise bu ezgiler, müzik adı altında hayatımızdaki yerini sürdürüyor.
Bugün dinlediğimiz müziklerin arka planında ise bir kahraman yatıyor: Amfi. Bu amfinin sahibi ise Samet Yavuz. Bu ağabeyimiz kendisi bir enstürüman satıcısı. Bu amfi, bildiğimiz amfilerden değil; el yapımı ve tam yarım asırlık.Samet Yavuz ağabeyin dedesinden kalan bu amfi, tam üç kuşaktır ailenin elinde bulunuyor. Samet ağabeyin dedesi, 1979 yılında bir gurbetçi vatandaştan satın almış. Yaklaşık 50 yıldır bu amfi, dükkânlarının bir köşesinde hâlâ çalışmaya devam ediyor.
Biz bu amfiyi gördüğümüzde çok şaşırdık. Bu amfinin hikâyesini anlatan Samet ağabeye, biz bu amfinin fiyatını sorduğumuzda ise şu cevabı bize verdi:“Benim için bu amfinin değeri maddi değil, manevidir. Hiçbir para alamaz benden.“Peki, bu amfiye kaç para teklif verdiler?” dediğimiz zaman şu cevabı verdi ”Bir müşterim tam 100 bin lira verdi ama vermedim. Hiçbir para onu benden satın alamaz.” Dedi. Aklıma şu söz geldi Büyüklerimiz, “Her şeyi para ile satın alamazsın.” derlerdi. Bu amfiye bakınca o sözler aklımdan geçmişti bir an. “Çünkü bazı eşyaların değeri, kaç yıllık olduklarıyla veya kendilerine biçilen fiyatla ölçülmez. Onların gerçek değeri, taşıdıkları hatıralarda saklıdır.”