Çanakkale'den Kayseri'ye uzanan büyük miras: Eserlerin her biri ayrı bir hikâye taşıyor

Çanakkale'nin izlerini taşıyan Kayseri'deki müzeyi 250 binden fazla kişi ziyaret etti. Savaş malzemelerinin bilinmeyen hikâyeleri dikkat çekiyor. İngiliz askerlerine ait bir düdükten anaların ördüğü patiklere, savaş malzemelerinden cephede kullanılan eşyalara kadar birçok tarihi parça bulunuyor.

Kayseri’nin Talas ilçesinde bulunan Çanakkale’den Cumhuriyet’e 100. Yıl Müzesi, geçmişten günümüze uzanan savaş hatıralarını ve tarihi eserleri ziyaretçilerle buluşturuyor. Müze rehberi Yasin Bulut, Çanakkale Savaşı’nda kullanılan 6 bin 500’e yakın savaş malzemesi ile 4 bin 500 kitaplık ihtisas kütüphanesinin yer aldığı müzede, her eserin ayrı bir hikâyesi olduğunu anlattı.

Çanakkale'den Kayseri'ye uzanan büyük miras: Eserlerin her biri ayrı bir hikâye taşıyor

‘Kimseye rehberlik yapmadan göndermemeye çalışıyoruz’

Müzeden bahseden Bulut şu ifadelere yer verdi:
“Müzemiz 2024 yılının 1’inci ayının 9’unda faaliyete geçti. Müzemizdeki eserler ve içinde bulunan kütüphane, Erciyes Üniversitesi’nin emekli İnkılap Tarihi hocamız Ahmet Nedim Kilci’nin koleksiyonudur. Kayseri Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın Başkanımızla ortak bir proje sonucu halka kazandırılmış bir mekândır. Bu müze, yaklaşık 4 bin 500 kitaplık bir ihtisas kütüphanesi ve 6 bin 500 savaş malzemesinden oluşan bir müzedir. Bir kütüphane, iki sergi salonu ve bir seminer salonundan oluşmaktadır. Ziyaretçi sayımız da 250 bini aştı. Bu müzemize okullardan öğrenciler geliyor. Elimizden geldiği kadar kimseye rehberlik yapmadan göndermemeye çalışıyoruz. Çünkü burada ecdadın emanetlerini unutturmamaya çalışıyoruz. Burada bulunan her malzemenin ayrı ayrı hikâyesi var. Gelenlere malzemelerin hikâyelerini anlatıyoruz ve insanların aklında daha kalıcı oluyor”

Çanakkale'den Kayseri'ye uzanan büyük miras: Eserlerin her biri ayrı bir hikâye taşıyor

‘Hep aynı şeyi yazmışızdır: Allah bizimle’

Bulut, vatan evlatlarının ne zorluklarla savaştığını anlattı:
“Osmanlı askerlerinin, İngilizlerin ve Fransızların savaş malzemelerini koyduk. Buraya gelen öğrenciler genelde şu soruyu soruyor: ‘Neden düşman askerlerinin savaş malzemeleri burada?’ Biz de şöyle cevap veriyoruz: ‘Çünkü kimin, ne şartlarda, ne ile mücadele ettiğini en iyi bize bu malzemeler anlatır’
Burada gördüğünüz eserlerin tamamı Çanakkale Savaşı’nda kullanılmış orijinal eserlerdir. O yüzden hepsinin ayrı bir hikâyesi var. Burada gördüğümüz düdük bile bize bir hikâye anlatıyor. Üzerinde Osmanlı harfleri var. Bu düdük aslında İngilizlere aittir. Burada bir vatan evladı bize 110 yıl önce bir mesaj bırakmış. Diyor ki: ‘Ben İngiliz’i öldürdüm, düdüğünü ele geçirdim.’ Üzerine ‘Sami’ yazmış. Altına da ‘7 ve 6’ yazmış. Yani ‘Benim adım Sami ama Samileri karıştırmayın. Ben 7’nci Bölük, 6’ncı Takım’daki Sami’yim.’ demiş. 110 yıl önce savaşta ben de vardım diyerek imzasını atmış ve bize bir hatıra bırakmıştır.
Devam ediyorum; burada bir subayımıza ait gümüş su bardağı vardır. Gümüş, kullanıldıkça belli bir süre sonra kararır. Kenarlarında üzüm salkımı ve yaprakları vardır. Bu da bolluk ve bereketi temsil eder. Biz her seferinde şunu söylüyoruz: ‘Aynı yerden su içmiş.’ Nereden biliyoruz? Çünkü orada hafif bir renk açılması olmuş. Oraya da kazımasıyla veya elindeki keskin bir şeyle ‘Allah bizimle’ yazmıştır.
Hücuma kalkarken kullandığımız kaplarda, kılıçlarımızda, ele geçirdiğimiz toplarda bile hep aynı şeyi yazmışızdır: ‘Allah bizimle’
Burada analarımızın 110 yıl önce örüp gönderdiği patik ve çoraplar var. Bizim için çok kıymetlidir. Çünkü cephede eşler, geride kalan analar vardı. Tarla ekip biçen, çocuğu büyüten, askerin yarasını tedavi eden, siperde ayağı üşümesin diye patik ve çorap örüp gönderen yine analarımızdı. Devletimiz de analarımızı savaştan sonra asla unutmamıştır. Onlara hediyeler yaptırmıştır. Fakat devletin imkânları biraz kısıtlı olduğu için ne yapmışlar? Esir ettiğimiz İngiliz ve Fransızların tüfek kovanlarını kesmişler, hurdaları bir araya getirerek yüzükler yapmışlar. Üzerine de ‘cihadiye’ yazmışız.
Çünkü cihat erkeklerin, cihadiye ise kadınların yaptığı savaştır. Devamında 1331 (1915) tarihli, çift taraflı ay yıldız bulunan ve analarımıza hediye edilen bir yüzük görürsünüz burada.
Mermiler bile bize ne şartlarda savaştığımızı anlatır. Bizim mermilerimiz demir ve paslıdır. Fransız mermileri yeşildir; bakır ve oksitlidir. Vücudunuza girmesine gerek yoktur, vücudunuzu sıyırsa bile gazlı kangrenden öldürebilir.
İngiliz mermilerinin özelliği ise uçlarının yuvarlak olmasıdır. Bu mermiler üç milimetrelik bir mermi çıktığında 30 santimetrelik bir yara oluşturabilir. Yivli olduğu için döne döne gider, parçalayarak ilerler. Onu yiyen askerimizin kurtuluşu çok zordur, doğrudan şehadete erişir.
Hemen arka dolabımızda topuk mayını, yani topuk patlatan diye bir aparat vardır. İngilizler bunu uçaktan atarlar. Atıldığında bir çentik kalır. Asker hücuma kalktığında üzerine bastığında kemik ile kıkırdak arasına saplanır. Çıkartmanızın imkânı yoktur. Çünkü çektiğinizde tarak kemiğindeki etlerle beraber komple sıyırırsınız. Tek tedavi yöntemi vardır: Tıbbi testerelerle kesmek. Kesilen bacaklara da orada gördüğünüz gibi protez bacaklar yapılmıştır” diye ifade etti.