WE DEMOGRATİX PAKET QOMEDİSİ
Osman ÇİFTCİ
Ozan Arif, Kayseri’ye geldiğinde dinlemiştim.
Diyordu ki Ozan:
-Demokrasi Türkiye’de hırsız feneri gibi.
-O nasıl oluyor Arif abi?
-Hani karanlıkta hırsız çalacağı şeyin üzerini ışıtır ya… Bizde de birçok dönemde iktidara gelenler demokrasiyi hırsız feneri gibi kullanıyor. İşine gelen hangi konularsa o konuya çeviriyor feneri alacağını alıyor, yapacağını yapıyor…
***
Teşbihte hata olmasın… Buradaki mecaz da teşbih te Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı demokratikleşme paketini anımsattı bana.
Demokrasi halkın egemenliği temeline dayanan bir yönetim biçimidir.
Halkın katılımını esas alan, çoğunlukçu değil çoğulcu bir anlayış gerektirir.
Bir de demogoji var.
Laf kalabalığı ile kafa karıştırma sanatı da demogojiyi en iyi tanımlayan cümleler bana kalırsa…
Demokratik ile demogoji birbirine karışınca da işte ortaya böyle “demogratix” bir paket çıkıyor.
Habur kepazeliği ile başlayan süreç PKK’nın adeta meşrulaştırılması için amansız bir şekilde yoluna devam ediyor.
Genel Kurmay Başkanı’nın terör örgütü lideri diye müebbet hapse mahkum edildiği bir ülkede ileri demokrasi paketi de böyle olur işte…
Düşünün hele bir, nasıl bir demokratikleşme paketiyse;
g BİR: Nasıl ve kimler tarafından hazırlandığını kimse bilmiyor… İçeriğinden milletvekillerinin dahi haberi yoktu, devlet sırrı gibi saklandı. Hani nerde kaldı halkın egemenliği? Demokrasi halkın egemenliği ise halkın ve vekillerinin hazırlanış sürecinden haberdar bile olmadığı, Padişahın kullara lûtfu gibi açıklanan bir paket nasıl demokrasi paketi olabilir?
g İKİ: Muhalif gazeteciler, hükümeti desteklemeyen gazeteciler paketin açıklandığı toplantıya davet bile edilmedi. Demokrasilerde ötekileştirme diye bir durum sözkonusu değildir, çoğunluk değil çoğulculuk esastır. Dışlamak yoktur, tahammül etmek vardır. Hal böyleyken bu nasıl demokratikleşme paketidir?
g ÜÇ: İçlerinde bir tane bile Erdoğan’a zor soru soracak gazeteci olmamasına rağmen çanak da olsa hiçbir gazetecinin 1 soru bile sorulmasına müsaade edilmedi. Hazırlanırken halk egemenliğinden ziyade lider sultasıyla hazırlanmış, açıklanırken sorgusuz sualsiz ilan edilmiş bir paket. Bir tek Padişahın kullara lûtfundan sonra yaşanan “Padişahım çok yaşa!” ritüeli eksikti onu da yandaş medya dün manşetlerle yerine getirdi.
g DÖRT: “Çökmüş bir imparatorluktan sonra kurtuluş savaşından kahramanca çıkmış Türk Milleti’nin hafızası” denilen öğrenci andı artık zorunlu olmayacakmış. En çok memnun olan “bir zafer daha kazandık” diyen PKK ve yandaşları olsa gerek… Kuzey Irak’ta ki kürt okullarında andımız benzeri uygulama yarın öbürgün Türkiye’de de olursa kimse şaşırmasın.
g BEŞ: Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açan bir adım atılıyor. Uygulanması zor nasılsa diye kimse teselli bulmasın bu durum Anayasa ile güvence altına alınmış olan Türkçe’ye karşı alternatif için atılmış adımlardan biridir. PKK ve yandaşlarının keyifleneceği bir durumdur. Türk alfabesine karşı X,Q ve W harflerini kullanmayı serbest bırakmak da bu sürecin adımlarından biridir. Köy isimlerinin değiştirilmesinin önündeki yasal engelin kaldırılacak olması, il ve ilçe isimlerinin değiştirilmesi talebinin dikkate alınacak olması da herhalde Türkçeleştirmek için atılmış bir adım olmasa gerek.
Pakette yeralan “Farklı dil ve lehçelerde siyasi propaganda imkanı getirilecek.” maddesi de PKK’nın partisinin kazandığı bir zafer olsa gerek. Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirerek devlet yardımı için yüzde 7 olan mevcut oranı yüzde 3'e çekmek de PKK’nın partisinin oy oranına uygun bir madde. Pakette ki, “Tüzüklerde yer almak ve 2 kişiden fazla olmamak kaydıyla partilere eş genel başkanı sistemini uygulama imkanı getirilecek.” maddesi de nedense bana PKK’nın partisini hatırlattı.
g ALTI: Mor Gabriel, diğer adıyla Deyrulumur Manastırı arazisi manastır vakfına iade edilecek ama küresel emperyalist güç bundan memnun değil. ABD yönetimi, paketin memnuniyet verici olduğunu söylerken, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması ve ekümeniklik konularının pakete dahil edilmemesinden ise hayal kırıklığı duyulduğunu açıkladı. Tavizin tavizi getirdiği gerçeğinden hareketle ve bu kafayla o da yakındır merak etmeyin.
g YEDİ: Pakette “Yüzde 10 barajıyla devam edilebilecek. Baraj yüzde 5'e çekilip, 5'li gruplandırmayla Daraltılmış Bölge Seçim Sistemi uygulanabilecek. Üçüncü seçenek olarak da ülke barajı tamamen kaldırılarak, Dar Bölge Seçim Sistemi getirilebilecek.” deniliyor. Bu nedir, “A mı desem, B mi desem, C mi desem?” der gibi birşey… O dönemki anket sonucuna göre mi belli olacak?
Seçim sisteminde baraj indirilse de kaldırılsa da dar bölge sistemi geldiğinde bunun büyük partilerin daha çok oy alacağı bir sistem olduğu yorumları yapılıyor. Dar bölgede seçim barajının aslında fiilen yüzde 10’dan 20’ye çıktığı söyleniyor.
AKP kurmaylarının bu sistemin “temsilde adaleti sağlayacağı” tezine karşılık eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, “12 Eylül 1980 döneminin ürünü olan daraltılmış seçim çevreleri yönteminin temsilde adalet ilkesi ile bağdaşmadığı, o dönemin ürünü olan yüzde 10 ülke seçim barajının da temsilde adalet ilkesini zedelediği açıktır, AKP’nin hedefi 2015 seçimlerinde büyük parti olarak avantaj sağlamaktır. Bu sistem genellikle büyük partiler yararına sonuçlar verir. Doğal olarak bu diğer partilerin o seçim çevrelerinde daha az vekil çıkarmaları ve seçmen tercihlerinin Meclis aritmetiğine tam yansımasını engelleme sonucunu doğurur.” diyor mesela…
Bu durumda hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?
g SEKİZ: Kamu kurumlarında başörtüsü yasağını kaldıracağı söylenen ve “türban” seçmeninin hoşuna giden paket maddesi ise yukarıda sıraladığım çarpık maddeleri hem bu cenahta türban gibi örtecek, “helal olsun, cesur adam” falan dedirtip AKP’ye oy kazandırabilecek bir madde. Başörtüsü zaten kamu kurumlarında fiilen serbestken bu durum resmiyet kazanıyor. MHP yasa değişikliği ile başörtüsünü serbest bırakmayı önerdiğinde bu öneriye yanaşmayan AKP şimdi lûtfediyor…
Ancak kara çarşafla derse giren öğretmenler bile görülmeye başlanan ülkemizde bu durum birçok istismarı da beraberinde getireceğe benziyor.
g DOKUZ: Anadolu Alperen’lerinden Hacı Bektaş-ı Veli’nin adının, hazretin mezarının olduğu şehirdeki bir Üniversiteye verilmesinin demokratikleşme paketiyle ne alakası olabilir onu da anlamış değilim. Lûtfetmişler! Aleviler, “Cemevi” gibi beklenti içindeyse de köprüye “Yavuz Sultan Selim” adını vermiş olmaya karşı yanaktan makas almaya çalışma girişiminden öte olmayan bu maddeyle idare edecekler artık…
g ON: Pakette eleştirilmeyecek hiçbirşey mi yok mübarek diyorsanız, elbette ki var derim. Var ama hani bir söz var, “ianesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye. Şimdi paketteki kalan o maddeleri sıralayayım siz anlarsınız zaten ne demek istediğimi:
a Kişisel verilerin korunmasına yasal güvence getirilecek. Kişilerin özel bilgileri ilgisiz kişiler tarafından kullanılamayacak, ilgisiz kişilerle paylaşılamayacak.
a Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu kurulacak.
a Belirli suçlar, kişinin, dili, ırkı, milliyeti, rengi, cinsiyeti, engelliliği, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini veya mezhebi nedeniyle işlenirse, cezası daha da ağırlaşacak.
a Yaşam tarzına saygı TCK ile güvence altına alınacak.
a Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin süreleri uzatılacak. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde hükümet komiseri uygulamasına son verilecek. Yükümlülükler düzenleme kurulları tarafından yerine getirilecek.