Perşembe günü (28 Eylül) EKM’de Usta Oyuncu Şener Şen’in oynadığı Zengin Mutfağı isimli tiyatro yapıtını izleme şansını buldum.
81 yaşındaki usta oyuncu, Türk sinema ve tiyatrosunda bir efsane olduğunu, üstün performansıyla bir kez daha kanıtladı.
Öyle ki, sahneye oldukça uzak olan koltuklarımızda, yüzünü net olarak göremesek de mimiklerini hissedebiliyorduk.
Adeta her biri başyapıt olan filmlerde, başarılı performanslarıyla, her bir mimiğini belleğimize kazımış.
Kayserili sanatseverlerin tamamen doldurduğu oyun, güldürürken düşündüren, düşündürmesi gereken de bir oyundu.
Türkiye’nin 15-16 Haziran işçi hareketleriyle çalkalandığı günlerden başlayarak, 12 Mart Darbesi’ne uzanan süreçte bir konağın mutfağında geçen oyun; 12 Eylül sürecini yaşayıp, sonrasında “Biz niye kavga ettik?” sorusunu soranların bulduğu yanıttı bir yerde…
Birbirine benzeyen;
Birbirine sevgi duyan insanların nasıl düşmanlaştırıldığıydı anlatılan.
Çünkü Kerim Bey’in konforlu hayatını sürdürebilmesi için Selim ile sevdiği kızın ayrılması yetmiyor, düşman olması gerekiyordu.
Oldular.
Her şey Kerim Bey içindi ama hiç birimiz Kerim Bey’i görmedik.
Kardeşi kardeşe düşman eden elleri görmediğimiz gibi…
Kerim Bey Selim’e vatan dedi.
Selim vatanını seviyordu.
Ama vatansever Kerim Bey ortalık karışınca ilk uçakla Avrupa’ya kaçmaktan geri durmadı.
Kerim Bey Selim’e millet dedi.
Selim milletini seviyordu.
Ama günü geldi Kerim Bey, üç kuruş daha fazla kazanmak için Selim’in milletini kapıya koydu.
Kerim Bey Selim’e Bayrak dedi.
Selim bayrağını seviyordu, bayrağı için ölürdü de.
Günü geldi askere gitti.
Ama ne Kerim Bey, ne çocukları askere gitmedi, paralı askerlik yaptı.
Aslında Kerim Bey’in vatanı, milleti, bayrağı konforlu hayatıydı.
Fabrikasının dönen çarklarıydı.
Kapısındaki otomobil, cüzdanındaki paralardı.
Selim bunu anlasaydı, “Seni bu zengin mutfağından kurtaracağım” dediği nişanlısı ile düşman olmaz, yanında dururdu.
Omuz omuza mücadele ederdi.
İşte biz yan yana durmayalım, omuz omuza mücadele etmeyelim diye Kerim Bey’ler her gün yeni bir oyun sergiliyor.
Ve bizler kendi hayatımızda başrol olmak yerine figüranlar olmaya devam ediyoruz.
Aynı şeyleri hayal ederken düşman oluyoruz.
Aynı idealleri paylaşırken, kavgaya tutuşuyoruz.
Ve hep Kerim Bey kazanıyor, biz kaybediyoruz.