Galileo, 1632 yılında “Dünya dönüyor” dediği için yargılandı ve yakılarak ölüme mahkûm edildi.
Çünkü karşısında büyük kalabalıklar ve o kalabalığın alkışladığı güç sahipleri vardı.
Galileo mu haklıydı yoksa karşısındaki büyük kalabalıklar mı?
O gün kimse kimin haklı olduğuna bakmadı.
Çünkü çoğunluk aynı şeyi söylüyordu.
Ve Galileo, bir doğruyu açıkladığı için ölüm cezası almış, özür dilemek zorunda kalmıştı.
Tüm tartışmaların gölgesinde dünya dönmeye devam etti.
O gün doğru değil, büyük kalabalıkları arkasına alan güç kazandı.
Güç öyle büyüleyici bir şeydir ki kimi insanları ve toplumları gerçeklikten kopartıp, zehirler.
Bu zehrin panzehiri ise gazeteciliktir.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde temel gazetecilik eğitimini aldığım Merhum Gazeteci-Yazar Oktay Verel, gazeteciliği “Sosyal Bilimler Doktorluğu” olarak tanımlardı.
Gerçekten çok güzel tanım.
Evet, gazeteci bir sosyal bilimler doktoru olarak toplumdaki hastalıkları teşhis eder.
Hemen altını çizmekte fayda var, tedavi süreci gazetecinin görevi değildir, gazeteci teşhisi koymakla yükümlüdür. Tedavi için en fazla öneride bulunabilir.
İşte bu noktada gazetecileri de bekleyen büyük tehlikenin adı ise yandaşlıktır.
Bunu sadece güç sahiplerinin yanında yer almak olarak da düşünmemek gerekir.
Gazeteci “Muhalif gazeteci” etiketiyle de yandaşlık yapabilir.
İnsanlara sadece duymak istediklerini söylerseniz; kitleler sizi alkışlar, size övgüler dizer, sizi göklere çıkartır.
Bu hoşunuza da gidebilir.
Ve hoşunuza giden bu durum sizi gerçeklikten kopartabilir.
Bana göre farklı menfaatler için yandaş olmaktan hiç de farkı yoktur.
Gazeteci eleştirir,
Gazeteci sorgular,
Ama gazeteci taraf olmaz.
Gerçeklikten kopmaz.
Bu noktada Sevgili Osman Çiftçi’nin Kayseri Olay Gazetesi için yola çıktığımız günlerde ortaya koyduğu çok güzel bir tespit vardı.
Çiftçi, Kayseri Olay Gazetesi’nin muhalif bir çizgide olacağı ön kabulüne karşı “Biz bu şehrin muhalif sesi değil makul sesi olacağız” demişti.
Aslında o günden olması gerekeni söylemiş, gazeteciliğin sınırlarını çizmişti.
Doğruya doğru, yanlışa da yanlış diyebilmek…
Gazetecinin görevi de budur.
Şimdi, görev zamanı.
Şimdi, 1993 yılında üniversite eğitimi ile başladığım ve gerçekten çok sevdiğim mesleğime yeniden dönme zamanı…
Umarım sizlerle hep güzel şeyler paylaşırız.
Ve yeni dönemin ilk yazısına Galileo’nun yaşadıkları ile başlamıştık, yine O’nun hikayesinin devamı ile bitirelim.
Galileo gördüğü baskı üzerine, “Dünya dönüyor” sözünü geri almış, toplumdan özür dilemişti.
Müritleri ve öğrencileri, hocalarının bir kahramanlık yapıp, sözünü geri almayacağı kanaatindeydiler. O sözünü geri alınca çok üzüldüler ve hocalarına “Kahramanları olmayan memlekete çok yazık” dediler.
Galileo da öğrencilerine “Kahramanlara muhtaç olan memleketlere çok yazık” dedi ve ekledi:
“Ben dönmüyor desem de, dünya yine dönüyor.”
Evet, dünya dönüyor.
Dünyanın hep iyiye, güzele dönmesi umuduyla yeniden merhaba…