Çocukluğumuzun kara tahtasının yerini akıllı tahtalar aldı.
Bizim zamanımızın kalabalık sınıfları artık daha seyrek.
Bunlara bakınca eğitimin kalitesinin daha iyi olduğunu söyleyebilmek mümkün ama karşılaştığımız tablo hiç de öyle değil.
Türkiye’de üzerinde en fazla oynanan, oynandıkça da daha kötüye giden konuların başında maalesef ama maalesef eğitim geliyor!
Artık her bakan dönenimde yeni bir uygulamayı geçtik, bir bakanın görev süresinde bile birkaç kez sistem değişebiliyor.
Yapboz tahtasına dönen eğitim sisteminde olan çocuklarımıza, gençlerimize oluyor.
Son olarak YÖK Başkanı Erol Özvar, devlet üniversitelerindeki ikinci öğretim programlarının kapatıldığını açıkladı.
YÖK Başkanı bunun üniversitelerin program kalitesini artırmaya yönelik en önemli çalışmaları olduğunu söyledi ki, bana hiç de mantıklı gelmiyor.
Kaliteyi artırmak için üniversitelerin ikinci öğretim programının değil, laf olsun diye açılan üniversitelerin kapatılması gerekiyor.
En basit ifade ile iyi bir üniversitede ikinci öğretim programına giden öğrenci o iyi üniversitenin tüm olanaklarından yararlanır.
Ama hiçbir alt yapısı olmadan, laf olsun diye açılan bir üniversitede örgün eğitimden de kaliteden söz edilemez.
Ve merak ediyorum, bu karar alınırken kimlerden görüş alındı.
Mesela eğitim sendikalarının görüşü mü yoksa özel üniversitelerin görüşü mü soruldu?
Bana öyle geliyor ki, özel üniversitelerden görüş alındı.
Çünkü Türkiye’de yıllardır eğitim ve sağlığın piyasalaşması için çalışılıyor.
Bunun için de özel hastane sahibinden Sağlık Bakanı, özel okul sahibinden Milli Eğitim Bakanı olması hiç garipsenmiyor.
Sonuç, isimler değişse de sorun değişmiyor.
Olan bu ülkenin çocuklarına, gençlerine oluyor.
Olan hep vatandaşa oluyor.