Geçtiğimiz ay iki kere Kayseri’ye gelen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün daveti nedeniyle birkaç gazeteci arkadaşım ve Sarıgül’ün lideri olduğu Türkiye Değişim Hareketi’nin kentimizdeki önemli isimleri Tayfun Kebapçı ve Lütfi Aslanhan ile İstanbul’a gittik.
Son dönemde CHP’ye geçti idi geçmedi idi tartışmalarının öncesinde de, Türkiye’nin en popüler Belediye Başkanlarından biri olduğunu söylemek mümkün.
Yanlış hatırlamıyorsam, 32 ilçe belediyesi olan İstanbul’da sadece İstanbulluların değil, Türkiye genelinde de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da dahil, insanların aklına ilk gelen isim Sarıgül ismi.
Sarıgül’ün böylesine tanınıyor olmasında; benim popülistlik, birlikte İstanbul gezisine katıldığımız Necmettin Çuhadaroğlu’nun siyasi manevra, Sarıgül’ün ise siyasi heyecan olarak adlandırdığı bir olgu var.
Bakıyorsunuz Ülkücüler Kayseri’deki Erciyes Zafer Kurultayı’na Şişli Belediyesi’nin kendilerine tahsis ettiği araçla katılıyor; bakıyorsunuz Hacı Bektaşi Şenlikleri’nin ardından Nevşehir’in Hacı Bektaş İlçesi’nin sokaklarını Şişli Belediyesi’nin araçları temizliyor; bakıyorsunuz Güneydoğu’da bir taziyede Sarıgül en önde…
Sarıgül’ün kağıt üzerinde hizmet vermesi gereken yaklaşık 350 bin kişi var.
Kağıt üzerinde diyorum çünkü Şişli’de yaşayan nüfus ile Şişli’den hizmet alan nüfus çok orantısız.
Sarıgül’ün yukarıda saydığımız farklı kentlerdeki insanlara hizmet götürmesinin yanı sıra devletten 350 bin kişi için destek almasına karşılık yaklaşık 4 milyon insana hizmet veriyor.
Çünkü Şişli İstanbul’un sirkülasyonu en yüksek olan ilçelerinden biri…
Sarıgül’le söyleşimiz sırasında bu konuda gündeme geldi.
Her gün 4 milyon kişiye hizmet vermenin dışında Türkiye’nin dört bir yanından gelen taleplere karşılıksız bırakmamalarını Sarıgül, benim popülizm Cuhadaroğlu’nun siyasi manevra iddialarını da yanıtlayarak, “Siyasi manevrayı bir bilemediniz iki yıl yaparsınız. Biz bunu inandığımız için yapıyoruz” sözleriyle açıklıyor.
Kendileri için ‘öteki’nin olmadığını vurgulayan Sarıgül, başarının anahtarını ise üç sözcükle özetliyor: Lider, kadro ve enerji…
Biz bu seyahatimiz sırasında enerjisine tanık olduk: Kent dışında katıldığı bir taziye ziyareti sırasında virüs kaptığı için rahatsız olan Sarıgül, hiçbir mazeret sunmadan bir günde iki kez bizlerle buluşarak kendini ve projelerini anlattı.
Ve yine kadroyu Şişli sokaklarında yürürken gördük.
Gezimizde bizlere eşlik eden başkan yardımcılarını sokaktaki vatandaşlar tanıyor.
Tanımamaları mı gerekiyor diye bilirsiniz yukarıda da söylemeye çalıştım Şişli dışındaki ilçe belediye başkanlarının bir çoğu sokakta yürüse insanlar tanımaz.
Bu Sarıgül ekibinin sürekli halkın içinde olduğunun bir delilidir.
Liderlik konusunu ise tartışmaya dahi gerek yok diye düşünüyorum.
Ve ötekinin olmadığı hizmet aşkını Sarıgül’ün bir kültür mozaiği olan Şişli’de onlarca cami, cem evi, sinagoga destek olduğu öğrenince daha iyi anladık.
Kayseri’mizi bir düşünün cem evi hala açılamadı.
Başta yerel yöneticilerimiz olmak üzere seçimden önce cem evinin inşaatında katıldığı programda Ağustos ayı diye söz veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın ‘öteki’leştirmediğini kim söyleyebilir.
Kimse aksini iddia etmesin: Bu iş lafla olmuyor, yapacaksınız, insanlar görecek!
Elbette bu gezi sırasında Türkiye’nin gündeminden düşmeyen Sarıgül’ün CHP’ye katılıp katılmayacağını da sorduk.
Sarıgül bu sorularımızı espriyle savuştursa da, benim izlenimim Sarıgül, büyük bir aksilik olmazsa CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı…
Bu konuda en büyük engel CHP içindeki Sarıgül karşıtları.
Kılıçdaroğlu’nun burada liderliğini konuşturması ve İstanbul’u yeniden kazanmak için çalışma arkadaşlarını ikna etmesi gerekiyor.
Kılıçdaroğlu, Sarıgül’ü CHP’ye kazandırırsa, CHP İstanbul’u kazanır.
Aksi takdirde Sarıgül, Kılıçdaroğlu, CHP ve hepsinden önemlisi sosyal demokrasi büyük bir yara alır.