Dün Kayseri Adliyesi’nde kanser hastalığını yenen Cafer Bıyıklı’nın tanıklığını dinledim.
Cafer Bıyıklı sadece kanseri değil, kirli bir çarkı da yenmek için alkışlanacak bir mücadele başlatmış.
Cafer Bıyıklı, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavisinin tamamlanmasının ardından, kendisine verilmeyen, kamuoyunda akıllı ilaç olarak bilinen ilaçların kendisinin kimlik bilgileri kullanılarak başkalarına satıldığını fark edince, konunun peşine düşmüş.
Sevgili Yusuf Ağaşe’nin başarılı bir gazetecilik örneği sergileyerek, konuyu gündeme taşımasının ardından gelişen süreçte 4’ü tutuklu 12 kişinin yargılanmasına başlandı.
Yargılananlar ağırlıklı olarak eczacılar ve eczacı kalfaları…
Tutuklananlar arasında tek bir kamu görevlisi yok.
Bir başka ifade ile reçetede yazan ilacı veren eczacılar var ama reçetenin altında imzası olanlar yok.
Örneğin, Cafer Bıyıklı’nın ısrarla ismini söylediği doktoru yok.
Cafer Bıyıklı, doktorundan ısrarla bu ilacı istediğini ancak doktorunun adeta kendisini azarlayarak, bu ilacı kendisinin kullanımına izin vermediğini söyledi.
Cafer Bıyıklı bu ilacı kullanmadı ama birileri Cafer Bıyıklı adına bu ilacı yazmış, birileri Cafer Bıyıklı adına yazılan bu ilacı satmış, birileri de Cafer Bıyıklı adına yazılan bu ilacı kullanmış.
Doktor, elektronik imzasının bilgisi dışında kullandığını söylemiş.
Olabilir mi?
Elbette olabilir.
Ancak konunun Cafer Bıyıklı ile sınırlı kalmadığı gerçeği göz önüne alındığında olayın elektronik imzanın izinsiz kullanılmasıyla sınırlı kalamayacağını düşünüyorum.
En azından bir prof’un etrafında yaşanan bunca usulsüzlük varken olayın farkında olmaması bile hem prof hem de Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi adına sorgulanması gereken bir durum.
*
Dün takip ettiğimiz dava, ceza davası değildi.
Olayın ilk gündeme taşındığı dönemde, şimdi tutuklu olan, eczacı E.A.’nın SGK’nın yaptığı kesintiye itirazını içeriyordu.
Eczacı E.A., SGK’nın yaptığı kesintiyi yargıya taşımış ama Erciyes Üniversitesi böyle bir yol izlememiş.
Edindiğim bilgiye göre SGK, Erciyes Üniversitesi’nin alacakları üzerinden, SGK’nın uğradığı zararı tahsil etmiş.
Peşinen söyleyeyim Erciyes Üniversitesi’nin sessizliği, “Sükut ikrardan gelir” diye yorumlanır.
Bu durum Türkiye’nin en önemli sağlık kuruluşlarından biri olan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine zarar verir.
Erciyes Üniversitesi yönetiminin acilen bu konuda harekete geçmesi gerekiyor.
O reçetede imzası bulunan her doktorun, o doktorla birlikte çalışan her bir görevlinin Erciyes Üniversitesi tarafından da mercek altına alınması ve bu konuda kamuoyuna açıklaması yapması gerekiyor.
Bunu sadece Tıp Fakültesi Hastanesi’nin imajı için değil, o hastaneye yolu düşen her bir yurttaşın gönül rahatlığına kavuşmasını sağlamak için yapmalıdır.
Zira Cafer Beydilli’nin iddiası doktoru tarafından adeta ölüme sürüklenirken, ailesinin ısrarcı yaklaşımı sonucu Genel Cerrahi Bölümü’ne sevkinin sağlanması ile hayatta kaldığı yönündedir.
Bu iddia korkunç bir iddia.
Bu iddia orada tedavi görürken hayatını kaybedenlerin yakınlarının aklına deli soruların gelmesine neden olacak bir iddia.
Çünkü mesele sadece ilaç yolsuzluğu meselesi değil mesele insan hayatı…