Birileri için yaygın medyada çalışmak büyük bir iştir.
Hatta yerelde çalışan bazı arkadaşlar yaygın medyada çalışmanın önemli bir iş olduğunu düşünerek, kendisinin yada kurumunun temsilcisi olduğu bir yaygın medya kuruluşu varsa, yerelde çalıştığı basın kuruluşu yerine temsilciliğini yaptığı yaygın medya kuruluşunu söylemeye tercih eder.
Ben yerelde çalışmanın yaygın medyada çalışmaktan daha güç olduğunu düşünenlerdenim.
Yaygın medyada çalışan arkadaşlar, belirli bir konuya yönelmişlerdir ve o konu dışında gündemle pek de ilgilenmezler.
Oysa yerelde çalışan arkadaşların az buçuk da olsa her konudan anlaması gerekir.
Yani yerel basında çalışan arkadaşlar o kentin valisini, belediye başkanları, STK temsilcileri ile ilgili gelişmeleri takip ettiği kadar olmasa da o kentin takımlarını da takip etmek, gelişmeleri değerlendirmek zorundadır.
Bu bir tercihten çok bir zorunluluktur.
Çünkü kentin önde gelen kişileri yeri geldiğinde spor kulüplerine başkan olur, kanuni bir engel varsa perde gerisinde o kulüplerle ilgilenir.
Bu nedenle yeri geldiğinde Büyükşehir Belediye Başkanı’na siyaset değil spor sorusu sormak durumunda kalırsınız.
Bu girizgahın ardından asıl konuma geleyim.
Aslında katıldığım TV programlarında da bu konuyu gündeme taşımış, Kayserispor’un kentin takımı olamamasının eleştirisini yapmıştım.
Benim iddiam odur ki, Kayserispor’un kentin takımı olamamasındaki en büyük etken maalesef Kayserispor’un Başkanı Recep Mamur…
Kayserispor’a büyük emeği geçtiğini düşündüğüm Mamur, yönetim anlayışıyla maalesef kentin takımını sahip olduğu şirketlerden biri sanıyor.
Sezonun son maçının ardından Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya’yı hedef alan sözlerini hatırlayın:
Altınkaya’nın Kayserispor’un, ayrımcı bir politikayla bazı gazetelere ilan vermesini eleştirmesi üzerine, sezonun son maçına kadar sessiz kalan Mamur, Beşiktaş galibiyetinin gazıyla, ‘Babamın değil kendi param’ diyerek yanıt vermişti.
Evet para Recep Mamur’un parası olabilir ama Kayserispor Mamur’un şirketi değil, olmamalı.
Ancak Mamur’un Kayserispor’u kendi şirketi sanması bununla da sınırlı değil.
Son olarak takımın Avusturya kampına Kayseri’den bazı gazeteciler kulüp tarafından götürüldü.
Peki Avusturya kampına götürülen gazeteciler hangi kritere göre belirlendi.
Kriter çok açık ve seçik Recep Mamur’un sahibi olduğu televizyonun yöneticisine yakın olmak.
Her fırsatta kurumsallaşmaktan söz eden bir kulüp, hazırlık kampını takip etmek için, kriter olarak Mamur’un sahibi olduğu televizyonun yöneticisinin ‘kankası’ olmayı belirliyorsa, ortada ne kurumsal bir kimlik vardır ne de kentte bütünleşmiş bir takım.
Recep Mamur sahibi olduğu işletmelerin reklamını istediği televizyon kanalına, istediği gazeteye hem de istediği fiyattan verebilir.
Para kendi parası, şirket kendi şirketi.
Recep Mamur şirketlerinin etkinliklerine istediği basın mensubunu davet eder, istediğini etmez.
Şirket kendi şirketi, davet kendi daveti.
Ancak Recep Mamur, Kayserispor ile ilgili bir adım atıyorsa, orada biraz durmalı.
Kayserispor Recep Mamur’un babasının da kendisinin de tapulu malı değil.
Kayserispor ile ilgili icraatlarında kendi tercihlerini, yanında çalışanların taleplerini değil Kayserispor’u düşünmek zorundadır.
Son olarak, bunları ‘ben niye kampa gitmedim’ diye yazmadığımın altını kalın çizgilerle çizmek isterim.
Kayserispor, kimseyi kampa götürmek zorunda değil.
Kayserispor’u takip etmek isteyen basın kuruluşu elini cebine atar ve gider Kayserispor’u takip eder.
Ama Kayserispor böyle bir girişim yapıyorsa, o zaman Kayserispor’u yönetenler, hakkaniyetli davranmak ve kişisel tercihlerini olaya katmamak durumdadır.
Aksi takdirde Kayserispor kentin takımı değil Mamur’un takımı olur ki, buna ne Mamur’un ne de yanında çalışanlarının hakkı yoktur.