Nejdet KALA

GÜNLERİN BUGÜN GETİRDİĞİ...

Nejdet KALA

Ünlü 1 Mayıs Marşı, “Günlerin bugün getirdiği” diye başlıyor.

Kayseri’de dün Hak-İş yaptığı 1 Mayıs İşçi Bayramı etkinliği, ki onlar hükümet gibi Emek ve Dayanışma Günü demeyi tercih ediyor, de bana konjonktürün bugün getirdiği dedirtti.

Bildiğim kadarıyla, Kayseri’deki en fazla üyeye sahip olan sendika durumundaki Hak-İş, tüm Türkiye’de organize olmasına rağmen, miting alanına örgütlü olduğu kurumlardan Boydak Grubu’ndaki işçi sayısı kadar bile işçi toplayamadı.

Hediye çekilişi yap, Türkiye’nin dört bir yanından işçileri otobüslerle getir, (Kocaeli’nden gelirken kaza yapan emekçilere Tanrı’dan acil şifalar diliyorum) ama ancak bu kadar bir kalabalık topla…

Sonra Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın alana girişi:

Arslan, alana Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki ile kol kola geldi.

Ne var bunda?

Bunda çok şey var.

Bugün başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Kayseri’deki belediyeler başta temizlik hizmetleri olmak üzere değişik iş kollarında taşeron firmalarla çalışıyor.

Hak-İş’in 1 Mayıs Bildirgesi’nde de altı çizildiği gibi taşeronluk demek modern kölelik demek.

Yani modern köle çalıştıran belediye başkanı sözde bu köleliğe karşı duran sendika başkanı ile kol kola ise sormak gerekir:

Kim tutumundan ödün veriyor?

Taşeronluğu modern kölelik olarak gören Hak-İş mi yoksa işlerini modern köleler ile çözen belediye mi?

Yanlış anlaşılmasın, kavga etsinler demiyorum.

Ama aralarında böyle bir uçurum varken ve bildiğim kadarıyla belediye modern kölelerle işlerini yürütmeye kararlı iken Hak-İş’in taşeronluk konusunda ne kadar samimi olabileceğin sorgulanması gerektiğini söylüyorum.

Sorgulanması gereken bir diğer nokta ise Hak-İş’in 1 Mayıs kutlaması…

Başta emek örgütleri olmak üzere toplumun farklı kesimleri Taksim’de ısrar ederken Hak-İş’in ‘Bize her yer Taksim’ diyerek iktidarın değirmenine su taşımaktan, emekçilerin değil iktidarın taleplerini yerine getirmekten başka bir gayesinin olduğunu düşünmüyor.

Düşünmüyorum çünkü;

Emekçilerin taleplerine karşılık hükümet ve işverenlerden gelmeli.

Emekçilerin taleplerini Allah’a havale eden Hak-İş bu konuda çok da ısrarcı olmayacağını Genel Başkan Mahmut Arslan’ın “İş kazalarında Avrupa birincisiyiz. Bunu hangi vicdan kabul eder. İş sağlığı ve güvenliği önlemleri daha çok artırılmalı. Sendikalaşmanın önü açılmalı. İtirazımız var, isyanımız var. Bitsin artık bu cinayetler. Devlete, hükümete ve işverenlere sesleniyorum. Bu sorunu lütfen çözün…” ifadeleriyle de açıkça ortaya koyuyor.

Hak-İş emekçilerin talepleri için Allah’a dua ediyor, patronlardan ve hükümetten de lütuf bekliyor.

Arslan’a, ‘Güzel öldüler’, ‘Bu onların kaderin de var’ cümlelerinin sahiplerinin AKP’nin dönemin Çalışma Bakanı Ömer Çelik ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ait olduğunu hatırlatmak isterim.

Ve hatırlatmak isterim ki bizim dinimiz tevekkül dinidir:

Yani sen elinden geleni yapacak sonrasını Allah’a bırakacaksın.

Sen hakkını aramaz, mücadele etmezsen ne patronlar ne de hükümet sana haklarını vermez.

Vermiyorlar da…

Onlar vermez, sen de lütuf beklersen ortaya işverenin yada hükümetin izin verdiği ölçüde sendikacılık oynayan sözde sendikalar çıkar.

Hak-İş Başkanı Arslan, Aliya İzzetbegoviç’in “Herşey bittiğinde hatırlayacağımız şeyler, düşmanlarımızın sesi değil, dostlarımızın sessiziği” olacaktır sözünü hatırlattı.

Evet, Türkiye’de emek mücadelesi anlatılırken, örneğin Tekel işçilerinin direnişi, Greift işçilerinin joplanması anlatılırken de, işçi haklarını savunduğu söyleyeyen ama direnişi görmeyen Hak-İş’in sessizliği hatırlanacaktır.

Ve son söz; Hak-İş dostlar alışverişte görsün hükümet bizi daha çok sevsin diye dayanışmayı rafa kaldırıp Kayseri’de 1 Mayıs’ı kutluyormuş gibi yapmayı tercih etti...    

Yazarın Diğer Yazıları