Dönem dönem farklı adlarla gündemimize giriyor,
Kınıyoruz,
Lanetliyoruz,
Ve unutuyoruz…
Daha önce doktora şiddeti konuştuk,
Kadına şiddeti konuştuk,
Ve son birkaç gündür Kocaeli’de ve ilimizde meydana gelen olaylarla öğretmene şiddeti konuşuyoruz.
Oysa şiddet hayatımızda hiç eksik olmuyor.
Adlar değişse de eylem değişmiyor.
Trafikte,
Sokakta,
Parkta,
Oturduğumuz binada…
Şiddet farklı şekillerde hep hayatımızın içinde…
Bu konuda ağırlıklı görüş cezaların caydırıcı olmaması noktasına buluşsa da cezaların tek başına yeterli olacağını düşünmüyorum.
Yanlış anlaşılmasın cezaların artırılmasına karşı değilim, sadece cezaların artırılması ile bu işin çözülemeyeceğini düşünüyorum.
Öncelikle şiddete karşı amasız, fakatsız, lakinsiz karşı çıkmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Mesela, ‘Ama onlar da…’ diyerek başlayan cümleleri aklımızın ucundan bile geçirmememiz gerekiyor.
Çünkü bu tür cümlelerin sonu şiddeti meşrulaştırmaya gidiyor.
Hiçbir koşulda şiddet meşru olamaz.
Yapmamız gereken bir başka şey bizden olmayana da sahip çıkmak.
Mesela doktorlar saldırıya uğradığında doktorlar değil; öğretmenler, mühendisler, işçi sendikaları daha da önemlisi hastalar tepki göstermeli.
Öğretmene saldırı olduğunda öğretmen sendikaları değil, doktorlar, otobüs şoförleri, mahalle bakkalı ve daha da önemlisi öğrenci velileri tepki göstermeli…
Ve bu ülkeyi yönetenler kendilerini sorgulamalı:
Bu millet ne olduğu da ‘Eti senin kemiği benim’ diyerek canından öte bildiği evladını teslim ettiği öğretmeni; kendi canını teslim ettiği doktoru düşman olarak görmeye başladı diye…
Sorgulamalı,
Çünkü çözüm oradan başlayacak.