Ahmet ZORLU

ZORUMA GİDİYOR..

Ahmet ZORLU

Sizi bilemem, ama ben rencide oluyorum, yaşananlar, yaşatılanlar zoruma gidiyor.

Cumhurbaşkanının miting kürsüsünde, elinde 200 gram çay ve kenevirden yapılmış bez torba ile oy istemesi zoruma gidiyor.

Devletin deve dişi gibi sanayi işletmeleri, ‘Devlet pijama üretmez, devlet kasaplık yapmaz’ gibi bahanelerle elden çıkarıldıktan sonra, adeta karneyle sebze-meyve satmaya başlanılması zoruma gidiyor.

Karne kelimesine takılacaklara bir hatırlatma.

Maliye Bakanlığı Talimatı ile kurulan Tanzim Satış Çadırlarında, domatesi, patlıcanı sınırlı miktarda alabiliyorsunuz.

ABD Başkanının “Türkiye ekonomisini mahvederiz” çıkışına karşı, seçtiklerimizin sessizliği, biçareliği zoruma gidiyor.

Tüp, sigara, sana yağı kuyruklarını eleştire eleştire iktidar olanların, hıyar kuyruklarına milleti mahkum etmesi onuruma dokunuyor.

Yandaş ve yalaka kalemlerin, ülkenin domates tohumunu Siyonist denilen ülkeden aldığını bile bile, “Domatesi Siyonistler alıp imha ediyor. Kriz yaratmak istiyorlar” yalanı ile milleti uyutmaya çalışması zoruma gidiyor.

Madem müşteri var, daha çok üret, ülkeye döviz gelsin de domatesi alan ne yaparsa yapsın.

ABD Başkanı, Almanya Başbakanının ricasıyla, yargılanan yabancıların, daha serbest bırakılmadan onları ülkelerine götürecek uçakların havaalanında yerlerini alması zoruma gidiyor.

Tek adam, Parti devleti kavramları ile rakip siyasi partiyi yerden yere vura vura iktidar olanların tek adamlık özentisi içinde olmaları ve parti devleti yaratması ve buna hiç kimsenin ‘Ama’ dememesi zoruma gidiyor.

Bu toplumun tam yarısı hatta belki de biraz fazlasının desteğini alan siyasal oluşumların ‘İllet’, ‘Zillet’ gibi kavramlarla aşağılanması, Hainlik damgası ile yaftalanması zoruma gidiyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin tenolojik birikimi olan Tank Palet gibi stratejik kurumların, “30 Milyon dolarlık teknoloji yenilemesi yapılacak” diye yabancılara verilmesi zoruma gidiyor.

Ülkeye, üretime, kalkınmaya 25 yıl, 30 yıl hizmet vermiş, alın teri dökmüş insanların yasal hakkı olan emeklilik hakları verilmezken, ülkeye yerleştirilen Mültecilerin dokunulmazlık zırhına büründürülmesi de zoruma gidiyor.

Tarımsal üretimi artıracak sübvansiyonlar uygulamak yerine, seracıyı, halciyi Kandil’deki hainle bir tutacak söylemlerde bulunulması zoruma gidiyor.

Yüz defa, bin defa yazdım, söyledim.

Yine yazıyorum.

Bu model ekonomik sistem dünyanın başka hiçbir ülkesinde yoktur.

Üretimi bitirerek, borç parayla bir ülkenin hazinesinin döndürülmesi için mucizeye ihtiyaç vardır.

Çare üretimdir.

Hem de her alanda üretim.

Mesela, yandaşlara peşkeş çekilen “Devlet Üretme Çiftlikleri yeniden kamuya kazandırılarak, buralarda tohumculuk çalışmalarına hemen başlanmalı, tohumda getirildiğimiz dışa bağımlı noktadan çiftçimiz kurtarılmalıdır.

Tarımsal üretimin önündeki girdi maliyetleri kamburu derhal ortadan kaldırılmalıdır.

Çiftçiye yarı fiyatına, hatta sıfır vergi ile maliyetine akaryakıt, gübre verilebilecek bir sistem kurulmalıdır.

Her alanda, ama her alanda üretim planlaması yapılmalıdır.

Pamuk, tütün, Pancar, zeytin, buğday ve diğer tarımsal ürünlerin üretiminin önündeki tüm engeller kaldırılmalı, lafta kalan “Yerli ve Milli” kavramı her alanda hayata geçirilmelidir.

Ülke hayvancılığını yok eden ithalat belasından hemen şimdi kurtulunmalı, ülkede tam bir hayvancılık seferberliği başlatılmalıdır.

Yani 16 yıl önce dönen, ama döndürülemez hale gelen, getirilen  sanayi çarklarının yeniden dönmesi sağlanmalıdır.

Bütün bunlardan önce de, birliğimizin, kardeşliğimizin, demokrasimizin, adaletimizin önüne konulan barikatlar kaldırılarak, Cumhuriyetin ve demokrasinin temel değerlerine sıkı sıkıya sarılınmalıdır.

Bütün bu atılımlar için ödenmesi gereken bir bedel varsa da bu bedel toplum katmanları arasında eşit olarak paylaştırılmalı, birileri sırça köşklerden milletle alay ederken bu bedelin ödenmeyeceği görülmeli, kabul edilmelidir.

Aksi halde deniz bitti.

Aynı gemide, felakete doğru yol alıyoruz.

Ve gemi su almaya başladı.

Yazarın Diğer Yazıları