Ahmet ZORLU

YORULDUK BE KARDEŞİM..

Ahmet ZORLU

Oysa seçim dönemleri, Demokrasinin Şölen günleridir, ya da olmalıdır.

Siyasiler meydanlara çıkar, vatandaşın desteğini talep ederken, başkasına iftira atmadan yapardı eskiden bunu.

Başkalarını ötekileştirerek, ‘İllet’ gibi, ‘Zillet’ gibi tanımlamalarla değil.

Biz daha iyisini yaparız diyerek, ‘Seçildiğimizde heybemizde getirdiğimiz farlılıkları hayata geçirerek yöneteceğiz’ diyerek oy isterlerdi.

Yereli de farksızdı genel politik atmosferden.

Siyasi partilerin illerdeki 1 numaralı adamları ayda bir kez,  bir partinin il başkanının ev sahipliğinde toplanır, kentin sıkıntılarını, sorunlarını konuşur, gerektiğinde biner arabalara Ankara’lara giderek kentin sorunlarının çözümü, projelerinin yatırıma dönüşmesi noktasında hükümet edenlerin kapısını hep birlikte çalarlardı.

Ama AKP İktidara geldiğinde, şölen havası yerini ‘Kan davası’na bıraktı adeta.

İktidarın il başkanı, gelenekselleşen il başkanları toplantılarına katılmayarak bu geleneği ortadan kaldırdı.

Sonra, belediye seçimlerinde başkan adaylarını, milletvekili seçiminde milletvekili adaylarını aynı masa etrafına çağırırdık.

Katılmayan olduğunda  koltuğunu boş bırakır ve katılmadı bilgisini bu şekilde paylaşırdık seyirci ile.

Şimdi bırakın TV Açık Oturum Programlarını, sokakta karşılaşmamak için yol değiştirir hale geldi adaylar.

Sonra projeler yarışır, projeler tartışılırdı seçim dönemlerinde.

Şimdi yuvarlak cümlelerle geçiştirilen programlar konuşulur hale geldi.

Ha bir de liderler vardı, birbirini eleştirirken bile ‘nezaket’in dışına çıkmayan.

Eleştirirken bile karşısındakini gülümseten.

Şimdi, kendi yaptıklarını, başkasına çamur atmak için ona, yamamaya çalışan liderler profili ile karşı karşıyayız.

Fetö-PKK diye başlıyor birileri.

Oysa bu ihanet yapılarının bu ülke için ne kadar büyük tehlike olduğunu her fırsatta dillendiren insanlara ‘Onlarla işbirliği içindesiniz’ suçlaması getirmek, açık bir iftira kıvraklığıdır ve toplumda tutmaz, toplum bunu yutmaz.

Yahu Oslo belgesinin mürekkebi daha kurumadı.

Dolmabahçe Mutabakatını TV ekranları karşısında okuyan dün senin bakanındı.

İdris Naimleri, Bülent Arınçları, Beşir Atalayları, Melih Gökçekleri, Doğan Özleri, Bekir Bozdağları,  İsmail Kahramanları ve bunların oğullarını, damatlarını devletin en etkili noktalarına getiren kimdi diye de mi düşünmez insan.

Hele en son çıkışı ‘Bu kadar da olmaz’ dedirtecek cinsten.

Genel Başkanı olduğun Partinin Milletvekilleri, Meclis gündemine getirip kabul ettiler, Marketlerde Poşetin paralı olması düzenlemesini.

Siz de onayladınız.

Millet poşet başı 25 kuruş ödemeye başladı, bunun 10 kuruşunu vergiye kestiniz.

Şimdi çıkıp “Vatandaşı poşet zulmünden kurtaracağız” diyorsunuz.

Bu söylemleri görenler de bir-iki adım daha fazla atıyorlar!

Örnek mi, Sayın Mehmet Özhaseki’nin, Mansur Yavaş hakkında TV Canlı yayınında söylediği ‘Terör örgütüne destek olacak’ açıklaması.

Mahkemelik olan bu ağır suçlama.

Neresinden tutsanız suçlamanın ötesi itham ve iftira.

Ya da Kayseri’de bir din görevlileri sendikasının ‘700 kişilik yemek veriyoruz, yemeğe AKP Büyükşehir adayı da katılacak’ diyerek din görevlilerinden rezervasyon yaptırmalarını istemesi.

Veyahut Diyanetin Resmi İmamının Sayın Binalı Yıldırım için ellerini semaya açıp oy istemek zorunda bırakılması.

Veya, bir adayın cami cemaatine, az önce secde ettikleri halılar üzerinde kahvaltı ziyafeti çekmesi..

Ben, biz, hepimiz rahatsızız bu yaşananlardan.

Biz eski seçimlerdeki gibi, siyasi sürecin centilmenlik içinde geçmesini istiyoruz.

Biz, hangi partiden olursak olalım, karşı partiye oy verecek yan komşumuzla, üst komşumuzla sandığa birlikte gidip, seçime katılan herkese başarı dilemek istiyoruz.

Biz, sayenizde kaybettirilmek üzere olan birlikte yaşama sevincini yeniden hayatımıza sokmak istiyoruz.

Biz kaygılarımızın, sevinçlerimizin, tasalarımızın, ülke için hayallerimizin yeniden eskisi gibi ortak olmasını istiyoruz.

Ve biz kamplaştıran, kutuplaştıran, bölen, parçalayan siyaset anlayışının son bulmasını umuyor ve bekliyoruz.

Yani diyeceğim, Demokratik Kültürün bu topraklarda yeniden filizlenmesini, kadını-erkeği, genci-yaşlısı hepimizin ‘Demokrasi’ paydasında eşit birer birey olmasını umuyor ve bekliyoruz.

Çünkü, çok gerildik.

Çünkü, çok yorulduk.

Yeniden hayal kurmak, geleceğe dair güzel şeyler düşünmek, ülkemizin başarıları ile gururlanmak, sıkıntıları ile tasalanmak en doğal hakkımız ve bunu  asla hiç kimseye yedirmeyeceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları