Ahmet ZORLU

YOK EDEREK OLMAZ..

Ahmet ZORLU

Enerji kaynaklarında tamamen dışa bağımlı olan Türkiye, maalesef son yıllarda izlediği yanlış politikalarla, su ve hava dışında her alanda dışa bağımlı hale geldi.

Üretmeyen, her şeyin başka ülkelerde yapılmışını getiren ve üzerine vergisini koyarak halka ulaştıran anlayış yüzünden, güzel ülkem dünyanın gıda ve sanayi çöplüğüne döndü.

Kanser yaptığı bilimsel olarak tespitli, Baca tozlarını bile bizim ülkemize stok ediyor elin gavuru.

1983 sonrası özelleştirme modası ile başlayan yabancılaşma anlayışı, maalesef AKP iktidarı döneminde, üretim ve yatırımın rafa kaldırıldığı, her şeyin yabancısının makbul sayıldığı bir anlayışa dönüştürüldü.

Tekstil, hazır giyim ve ayakkabıda Sümerbankımız vardı.

Bu tarihi kurumu modernleştirmek yerine peşkeş çektik ve cenaze namazını kıldık. Geriye arsaları kaldı, onlar da kapışıldı.

Hükümetler sattıkça, sermaye medyası “Aferin, çok yaşa, bütün ülkeler de aynı yolu izliyor” nameleri dizerek, köklü kurumlarımız bir bir elden çıkarıldı.

Ülkenin en stratejik kurumları, haberleşme sistemi bile yabancılara satıldı. Telekomun başına gelenleri yazmaya kalksanız kitap olur.

Genç Cumhuriyet döneminde, ülke hayvancılığın gelişmesini temin amacıyla bazı illerde, Devlet Üretme Çiftlikleri ile Et ve Balık Kurumu Kombinaları kuruldu. Besici, hayvanını besleyip büyütüyor, getirip buraya veriyor ve piyasa fiyatı üzerinden parasını alıyordu.

Kayseri Kombinası vardı mesela, artık yok ve et alırken, içimiz rahat değil. Zira yediğimiz etlerin nereden geldiği nerede kesildiği, aldığımız etin hayvanın nasıl beslendiği muamma.

Ülke tarımını geliştirmek için o zor zamanlarda GAP Projelendirilmiş, bölge toprakları suyla buluşurulmuştu. Elin İsraillisi ve yerli tarımsal kurumlar bu bölgeye yatırım yapıp tarım ve hayvancılık yapmaya başlamıştı.

İşte o günlerde gündeme geldi, Yamula Barajı.

Hepimiz heyecanla izledik süreci.

Türkiye’nin ikinci GAP’ı olarak lanse ediliyordu çünkü.

Dile kolay 3 vilayetin tarım arazilerini sulayacaktı. ‘Su Akar Türk Bakar’ sözünü tersyüz edeceklerdi.

Gösterişli törenlerle temeli atıldı, açılışı yapıldı, ama barajın sulama kısmı gözardı edilerek, barajı yapan enerji şirketinin hizmetine sunuldu.

Şimdi kıyısına gidip yaz aylarında suyu seyrediyoruz. Ara sıra da tekne turu yaptırıyorlar. Ha bir de, amatör balıkçıların mekanı.

Yanıbaşındaki araziler ise sulanamadığı için artık ekilmez halde.

Yönetenler de, nohutu, fasulyeyi, sarmısağı, soğanı, eti, samanı, hatta elmayı bile dışardan getirtiyor.

Oysa, Kayseri Meyve suyuna adını veren tesislere sahipti geçmişte. Elma, kayısı dağları oluşur ve Meysu’da işlenip tüm ülkeye dağııtılırdı. Yanında Meybuz vardı. İşlenmiş tarım ürünlerini dondurarak, dünya ülkelerine satardı.

Şimdi hiç biri yok artık.

Bu ülkenin bu kentin geleceğine dair hayalleri bile yok artık.

Kayseri’nin, Sarızı, Pınarbaşı İlçesi, Sarıoğlanı, Felahiyesi, Yahyalısı, Akkışlası, Tomarzası göç veren ilçeler. Bünyan’da Sümerbank Fabrikasını kapattık, yerine ilçeye cezaevi yaptırdık, ilçeye yüzlerce kişilik kodes kazandırmakla övünüyor yönetenler. Utanmasalar, kapısı önünde görkemli bir tören düzenleyip kurdela kesecekler.

Ondandır, Büyükşehir Belediyemizin Organik Tarım ve Hayvancılığın geliştirilmesi anlamında attığı adımları ben çok önemsiyorum.

Zira bir yerden başlamak gerekiyor.

Beyler artık uyanalım, bu güzel ülke ve bu güzel kent artık yabancıya çalışır hale geldi.

Yerli üretim yaptığı bilinen bir çok firma da, markasını bastığı ürünleri Çin’de fason yaptırmaya başladı.

Üretmeyen bir ülkenin, ihracatı yerinde sayan, hatta gerileyen bir ülkenin, dış borçla ayakta kalmaya çalışan bir ülkenin, geleceği Kapitülasyonlarla yönetilmektir.

Türkiye’nin yeni bir üretim ve kalkınma seferberliğine ihtiyacı vardır.

Bunun için de önce, harabeye dönen demokrasiyi, yok edilmek istenen adaleti,  tahrip edilen devlet kurumlarını ayağa kaldıracak önlemler almak zorundayız.

Milli savunma Bakanlığı, Subay ve Astsubay alacağını açıklamış.

Subay ve Astsubay alınmaz, yetiştirilir.

Bu gün orduya komutan yetiştirecek eğitim kurumlarını bile kapatmış bir ülkeden bahsediyorum.

Unutmayalım, Osmanlı’nın yok oluş döneminde Ordularının başındaki komutanların neredeyse tamamı yabancıydı.

Türkiye’nin kurtuluş reçetesi ortada.

Ülke kaynaklarını kaldıysa tabi, ütopik hayaller için değil, üretim için, istihdam için, eğitim için seferber etmek zorundayız.

Yazarın Diğer Yazıları