Ahmet ZORLU

40 YIL...

Ahmet ZORLU

 

Oldum olası kendimden söz etmeyi, sevmem..

Ama zaman zaman insanın, hayatının muhasebesini yapması için vesileler ortaya çıkar.

Kayseri Gazeteciler Cemiyeti'nin geleneksel ödül gecesinde, mesleği 30 yıl ve üzeri zamanlar icra edenler de unutulmadı ve bir plaketle ölümsüzleştirildi, mesleki hizmetleri.

İlginç olan, 'Meslekte 30 yılını dolduranlara ödül verilmesi kararlaştırıldığında, ben 40 yılı doldurmuş 41. yıla merhaba demiştim meslekte.

Hem de hiç ara vermeden, hem de her gün yazarak, çizerek, yorum yaparak dolu dolu gazetecilik yaptım.

Plaket verilenlerin içerisinde, bırakın 40'ı meslekte 50'yi deviren ağabeylerimiz de vardı.

Mahmut Sabah, Mehmet Kiracıoğlu, Mehmet Kocakahyaoğlu gibi..

Her şeye rağmen, Gazeteciler Cemiyeti'ne, bizi bir araya getirmesi nedeniyle teşekkürü borç bilirim.

Tabii plaket için sahneye çağırılış ve tıka basa herkesi platforma yığmalarına olan itirazımı da belirterek.

Herkese bakan plaket verecek diye bir kural yoktu. Benim için bu plaketi, haberde, fotoğrafta ödül almış genç bir meslektaşımın vermesi inanın çok daha anlamlı olurdu.

Çünkü gazetecilik mesleği, mecazda kürkçü dükkanı gibidir.

Ben Mustafa Elitaş'ın siyasete ilk adım attığı günleri de bilirim. Başka partilerde siyaset yaptığı, aday olduğu günleri de. O nedenle bu plaketi onun elinden almam ile bir meslektaşımın elinden almam arasında hiç bir fark yoktu.

Bazıları için aynı fotoğraf karesinde gözükmek önemli olsa da.

Neyse biz konumuza dönelim.

40 yılda çok şey yaşadı ülkemiz ve kentimizde..

Ve bu zaman dilimi içinde ben hep tanıktım. Çektiğim fotoğraflarla tanıktım, yazdığım yazılarla tanıktım, elde ettiğim bilgilerle tanıktım.

İlk sigortalılığım 1.7.1977.. Emeklilik tarihim 1.3.1989.. Bu süre zarfında SGK Primlerim hem 212 sayılı yasaya göre yatmıştır.

Göreve başladığım günden bu yana Kayseri'ye gelip gitmiş valilerin tamamını say deseniz sayamam. Belediye Başkanı olarak Merhum Niyazi Bahçecioğlu, Hüsemettin Çetinbulut, Şükrü Karatepe, Mehmet Özhaseki dönemlerinde gazetecilik yaptım.

O zamanlar siyaset aklının ucunda bile olmayanından, bulduğu her partiye kapaklananına kadar çok sayıda yerel siyasetçi döneminde hep yazdım, fotoğrafladım.

Şu anda kişisel fotoğraf arşivimde, dijital ortama aktardığım 74 bin kare fotoğraf var ve hepsi bir dönemin tanığı.

Daktilo'nun lüks olduğu, haberleri  elimizle yazdığımız, İstanbul'a bir haber yazdırmak için 2-3 saat PTT'de yazdırdığımız telefonun bağlanmasını beklediğimiz günlerden, dijital teknolojiye  kadar her türlü cihazı kullandık. Karanlık odada geçerdi günümüzün bir bölümü.  Siyah-Beyaz film, renkli film, Slayt film kullandık, şimdi artık fotoğraflar da dijital. Ve hepsine,  her döneme, her kullanılan sisteme ayak uydurdum.

Acı olan, üzücü olan mesleğimizin yaşadığı dezenformasyon.

Oysa 70'li, 80'li yıllarda da gazeteciliğin evrensel doğruları aynıydı ve aslında bu gün de aynı.

Ama bu gün, dünyanın kabul ettiği doğrular üzerinde gazetecilik yapanlara ya 'İflah olmaz muhalif' ya da 'Tehlikeli'  gözüyle bakılıyor.

Günümüz gazetecilik anlayışı,  ya yandaş olacaksın, ya yaşananları 'İşsiz gazeteci' olarak bir kenardan izleyeceksin olarak özetlenebilir.

Yani kısacası 'Ya taraf olacaksın, ya bertaraf'

Allahıma Hamd Ediyorum, çok ağır bedeller ödediğim halde,  mesleğimin evrensel doğrularından ödün vermedim. Hiç kimseye önyargılı yaklaşmadım. Hiç bir olayı taraftar gibi kaleme almadım. Olanı olduğu gibi topluma kamuoyuna aktarmayı görev bildim. Tamam Üniversitede kürsü verip ders verdirmediler belki, ama o derslerle alay etmek için Genç İletişimciler beni buldular, hafta sonları meslek ve mesleğin saygınlığı üzerine sohbetler yaptık.

Şu yakınımı işe aldırayım diyerek, hiç bir domuza yağ da yakmadım. O yüzden benim kalemimden çıkan yazılarda domuz yağı yoktur.

Sakın bu duygularımın yazıya dökülmüş halini de bir veda olarak görmeyin.

Yazabildiğim kadar, konuşabildiğim kadar gazetecilik mesleğine hizmete devam edeceğim.

Çünkü tarihe tanıklık etmek her kula nasip olacak bir erdem değildir.

Hayatında bir cümle yazı yazmadan gazeteci etiketi ile dolaşan, belki de benim gibi cebinde sürekli sarı basın kartı olanlarla aynı kategoride değerlendirilmenin hüznüne rağmen..

 

Yazarın Diğer Yazıları