Ahmet ZORLU

YENİ VİZYON

Ahmet ZORLU

Sayın Cumhurbaşkanı, Eğitimde yeni vizyon sürecini anlattı.

Milli Eğitim Bakanı da çıkıp, sanki ülkeyi 16 yıldır başkası idare ediyormuş gibi, “Eğitimi önce komadan çıkaracağız, sonra da nekahat dönemi başlayacak” dedi.

Peki sorarım size, “Eğitimi komaya sokan kim?”

Eğitime, geleceğimize kıyan bu insanlar hesap verdi de mi gitti, yoksa hala karar vericiler arasında mı?
Toplum olarak dünü çok çabuk unutmamızdandır, başarısız insanlara her dönem sonunda bir şans daha vermemiz sanırım.
Bunun çok acı sonuçlarını ekonomide, hukuk dünyasında, sosyal alanda, değer yargılarımızın aşınmasında net olarak gördüğümüz halde, dünün toplumsal değerleri ile bu günün toplumsal değerleri arasında uçurumlar oluşturduk.
Merhum Süleyman Demirel'e atfedilen, ve her fırsatta siyasilerin dillerine pelesenk ettiği 'Dün dündür' sözünü bu gün, pratikte her gün yaşamamıza rağmen normal karşılamaya başladık.
Mesela, dün kamu malının çarçur edilmesini toplum olarak çok yadırgar, kınar ve eleştirirdik. Ama şimdi Zevk-ü Sefa içinde yaşayan mutlu azınlığın yaptıklarını, 'Olsun alınları secdeye değiyor' diye normal karşılamaya başlamadık mı?
'Devlet Malından bir hırka aşıran savaşta şehit olsa bile şehit sayılmaz, cenaze namazı kılınmaz' kültüründen, 'Çalıyorlar ama çalışıyorlar' kültürüne terfi ettik.
Yönetenlerimizin dün büyük övgülerle hayata geçireceklerini açıkladıkları bazı projelerin bırakın hayata geçirilmesi, fiyaskoyla sonuçlanmasını bile malum medya neredeyse başarı olarak sunuyor ve aval aval seyrediyoruz, millet olarak komediyi.
Bu gün size, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'Hans ve Helga hangi şartlarda eğitim görüyorsa, Ayşe ve Ali de aynı imkanları kullanarak eğitim görecek' diyerek tanıttığı ve 2010 yılında uygulamaya konulan, 2013 yılı Ekiminde de tamamlanması öngörülen bir eğitim Projesi'nden bahsetmek istiyorum..
Fatih Projesi, uzun ismiyle; "Fırsatları araştırma ve teknolojiyi iyileştirme hareketi"

Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilk ve orta dereceli okullarda bilişim teknolojilerinin eğitim öğretime tam entegrasyonu için başlattığı bir girişim.

Projenin amacı devlet okullarını bilişim teknolojisi cihazlarıyla donatarak eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaktı.
Okulların çoğunda kurulamayan ve kurulanın da arızalı çıktığı sistemin sadece bir bölümü için, 28 milyon lira ödendiği, bu tutarın da 19 milyon lirasının işçilik maliyeti olduğu belirlendi.
Projeyle ilgili Milli Eğitim Bakanlığı'nda soruşturma başlatılmıştı. Ancak bu soruşturmanın projenin neden başarısız olduğu konusunda değil, sorunları basına kimin sızdırdığını bulmak için yürütüldüğü ortaya çıktı 2015 yılında. Bir yazılım programına 34 milyon TL ödenen proje kapsamında 5 milyon liralık danışmanlık ücreti verildiği de ortaya çıkmıştı. Müfettişler şimdi bu bilgileri kimin sızdırdığını araştırmaya devam ediyor.
8 milyar 500 milyon lira bütçeli proje 2010 yılında başladı ve 3 yıl içinde de tamamlanması öngörüldü. Projenin hızlı yürümesi için 2012 yılında yapılan bir düzenleme ile alımlar Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkarıldı.
Fatih projesi kapsamında okullarda tabletler ile etkileşimli tahtalar dağıtılacaktı. MEB 84 bin 921 adet etkileşimli tahta dağıtımı yaptığını açıkladı. Ancak yaşanan arızalar nedeniyle tabletler ve akıllı tahtalar boşa çıktı. Okullarda başarısızlığa uğrayan alt yapı sisteminin sadece bir bölümünün maliyetinin ise 28 milyon TL olduğu belirlendi. Asıl dikkat çekici olan ise sistemin kendisi için harcanan para değil sadece işçilik maliyetinin 19 milyon lirayı bulması oldu. 
55 bin 224 okulun donanım ve yazılım alt yapısının tamamlanması gerekirken sadece yüzde 6'sının tamamlanabildi.18 milyon 228 bin 936 öğrenci ve öğretmene tablet bilgisayar dağıtımı yapılması gerekirken sadece 731 bin 503'üne yanı yüzde 4'üne dağıtım yapılabildi. 620 bin dersliğin etkileşimli tahta ile donatılması gerekirken sadece yüzde 13.69'una yani 84 bin 921'ine ulaşılabildi.
Beş yıl içinde 44 milyar 449 milyon 478 bin 055 lira harcandığı halde hâlâ yüzde 14.33’ü ancak tamamlanabilen “Tablet Projesi”nin akıbeti hakkında bilgisi olan var mı?
Yani çifte soygunun bir ayağı akıllı tahta diye adlandırılan ve neredeyse yarısı çalışmayan elektronik tahtalarla, bir ayağı da tablet denilen elektronik oyuncaklarla yapılmış.
Sonuçta baktığımızda Hans ve Helganın aldığı eğitimle örneklendirilen koskocaman bir 'Fatih' fiyaskosu yatıyor eğitim sisteminin önünde..
Fatih'e Fatiha okuduk, ama toplumun haberi bile yok yani..
Peki duydunuz mu bir muhalefet partisi liderinden, milletvekilinden, hadi onlardan vazgeçtik bir il başkanından "Fatih soygununun akıbeti ne oldu?" diye bir soru..
Duyamazsınız..
Konunun gündeme gelmesi için 'Gündem belirleyici'nin proje hakkında bir şeyler söylemesi gerekiyor. Onun da söyleyecek sözü yok. Zira 3 yılda tamamlanması öngörülen projenin daha yüzde 14'ü bile tamamlanmadan rafa kaldırıldı, unutturuldu..
Gömülen milyonların, yandaşlara verilen ballı tablet ve tahta ihalelerinin akıbetini sorması gereken Sayıştay da eli kolu bağlı. Çünkü bu proje için yapılan alımlar ihale kanunu kapsamından çıkarıldı.
Eğer böylesine büyük bir balon şişirip sonra da sessiz sedasız patlatmayı başaran bir hükümetin başı Japonya'yı yönetseydi, çıkıp halktan özür diler ve 'Harakiri' yapardı.
Eğer Çağdaş Demokratik kriterlerin uygulandığı bir ülkeden çıksaydı böyle bir yönetici, böylesine büyük bir fiyaskoya yol açan yönetici kendisi hakkında suç duyurusunda bulunur, istifa eder ve yargı huzurunda hesap verirdi.
Bizde ise yapanın yanına kaldığı için böylesine basit! kusurlar, projenin mimarını bir üst göreve seçer ve bu fiyaskonun unutulmasını sağlardık.
Nitekim de öyle yaptık..

 

Yazarın Diğer Yazıları