YENİ SEYLER..
Ahmet ZORLU
15 Temmuz toplum üzerinde derin bir travma yarattı.
Travmanın artçılarını bütün şiddetiyle yaşamaya devam ediyoruz.
15 Temmuz sonrası iş gereği gerçekleştirdiğim bazı gezilerde gördüm ki. kimimiz doğrudan, kimimiz dolaylı bir şekilde hala 15 Temmuz'un yarattığı sorunlar yumağından çıkmaya çalışıyoruz.
Özellikle iş dünyası, oluşan büyük belirsizliğin ortadan kalkması, çarkların yeniden dönmeye başlamasını sabırsızlıkla bekliyor.
Kimi esnaf bağlantı yaptığı imalatçının Fetö soruşturması yüzünden üretimi durdurduğunu hayretle öğreniyor.
Kimi işadamı bağlantı yapacağı kesimi iki kez mercekten geçirmeye çalışıyor.
Aynı kurumda çalışan bürokratlar birbirine şüpheyle bakıyor.
Daha da önemlisi, devlet mekanizmasında karar merciinde oturanlar, hiç bir belgenin altına imza koymak istemiyor..
Ve toplumları yiyip bitiren jurnal mekanizması pervasızca işliyor, işletiliyor.
Dost sohbetlerine, 'filanın oğlu da fetöcü çıktı' diye başlanıyor..
Savcıların polis şeflerinin masaları ihbar dosyaları ile dolu.
Oysa geldiğimiz noktada artık herkesin çok daha fazla işine yoğunlaşması gerekiyor.
Yargının, polisin hiç bir tazyik ve baskı altında kendini hissetmediği özgür bir çalışma alanı yaratılması ve işlerini özgürce yapabilmelerinin kendilerine bir sıkıntı vermeyeceğinin güvencesinin verilmesi gerekir.
Ben sadece şehrimizde yukardaki tablonun yaşandığını sanıyordum.
Ama Samsun'da, Ankara'da, Yozgat'a, Antalya'da da durumun farklı olmadığına tanık oldum.
Çalışan huzursuz.
Başlatılan ihbar ve itibarsızlaştırma sürecinin ekmek yediği kurumu etkileyip etkilemeyeceği endişesi yaşıyor.
Türkiye bu Mac Carty dönemini andıran süreçten süratle çıkmak, ekonomiye, üretime, istihdama, dış politikaya yönelmek zorundadır.
Ve iktidar partisi üst düzey mensupları da birilerinin tepesinde tuttukları koruyucu şemsiyeleri kapatarak, Anayasal eşitlik kuralı çerçevesinde herkesin hesap verilebilir olduğu gerçeğinden hareket etmelidir.
Sadece bu kadar mı.
Ötekileştirme hastalığının da vakit geçirilmeden tedavi eilmesi gerekir.
Birlik, beraberlik, kardeşlik gibi ulvi değerlerin, bu travma sürecinin aşılması için olmazsa olmaz olduğunu görmeli, bu değerler ekseninde politikalar geliştirmeliyiz.
Demokrasi, kişisel hak ve hürriyetler, bağımsızlık gibi değerlerle taçlandırılmış bir yapıya ihtiyacımız vardır.
Devleti ele geçirme hesabı üzerine kurulu hiç ama hiç bir yapılanmaya fırsat verilmemelidir.
Unutmayalım, geçmişte siyasi destek hesabıyla göz yumulan bir yapı, ülkenin sonunu getirmek üzereyken bastırıldı.
Yarın farklı isim ve yapıyla karşımıza çıkmayacağının garantisi yoktur.
YAZARIN NOTU: Bu gün köşe yazımda tıbbi medikal sektöründe kurulan saadet zincirini ele alacaktım.
Ancak seyahat nedeniyle hafta içinde ele almaya karar verdim.
Beklediğinize değecek bilgiler hafta içinde..