Ahmet ZORLU

YENİ BİR YIL..

Ahmet ZORLU

Yılın son gecesi..
365 günden, 52 haftadan, 12 aydan  oluşan koskoca bir yılı, geride bıraktık.

Siz yılbaşı gecesi eğlencesindeyken, ya da yılbaşında eğlenmek günahtır nutukları atarken, ben oturdum, son yıllarda ülkemde olup bitenleri gözden geçirdim.

Yeni bir yıldan, kırıntılardan oluşsa da, daha güzel bir Türkiye için hepimizin umutları var.
Ama karamsarlıklar o kadar büyük ki, umut ışıklarını gölgede bırakıyor.
Zira, toplum olarak büyük bir kirin, kazınamayacak kadar sertleşmiş fanatizm kabuğunun içerisinde sıkıştık kaldık. Kabuk sertleştikçe bizi nefessiz bırakmaya başladı. Umutlar karamsarlığa, özgüven umutsuzluğa, gelecek beklentisi hayal kırıklığına dönüştü..
Zira o kadar kirlendik ki, havamızın duman ve karbonmonoksitten oluştuğunu bile farketmiyoruz artık.
Futbol maçında gol atanın alevi mi sünni mi olduğunu tartışıyoruz.

Davaya bakan hakimin, iktidar yanlısı mı yoksa ‘Yargıda Birlik Platformunun üyesi mi’ olduğunu irdeliyoruz.

Bir terör eylemi sonrası ölenler için saygı duruşu çağrısında bile, ölenlerin kim olduğunu sorguluyoruz.
Başka ulusların, başka toplumların acısına gülüyor, mutluluğuna kinleniyoruz.
Cenaze haberi aldığımızda, bizden mi sorusunu sormaya başladık.
Ülkemin bir çok yerinde, İran’ı, Arabistan’ı,  Filistin'i aratmayacak görüntüler yaşanıyor ama biz kendi hengamemizden başımızı kaldırıp 'Ne oluyor kardeşim?' sorusunu soramıyoruz.

Soranlar ise Hükümet devirmekten, Cumhurbaşkanına hakaretten, Vatan Hainliğinden, Ajanlıktan ya içerde, ya takip altında.
Herkesin yöneticisi olması gerekenler, herkesin bir bölümüne, tv kanallarından, kürsülerden her gün küfürler savuruyor.
Türkiye'ye dışardan bakanların, gözlerinde bizim için beliren acıma hissi yüreklerimizi yaralıyor.
Zira bizim göremediklerimiz, duyamadıklarımız BBC, El cezire gibi kanallarda flaş görüntülerle yayılıyor dünyaya.
Dostumuz kalmadı dünyada.

Medeni Dünya, totaliterleşen bir yönetim var diyerek bize seviye koyuyor.

Arap Alemi ise, hakarete atalarımızdan başlayıp, bize hırsız diyor.

Kanka olduğumuz ülkeler, Fas, Tunus, Uganda, Nijer, Çad gibi acınası halkları, zulüm altında tutan yöneticilerin hakim olduğu zavallı ülkeler.
Komşularla ilişkiler konusunda ak dediğimiz kara çıkınca büyük bir pişkinlikle kabulleniyoruz.
Dış Politikada ABD'nin talimatlarına kafa tutar gözüküyor, ama çaktırmadan boyun eğiyoruz.
ABD ise bir yandan bizim topraklarımızdan, Ortadoğuyu hizaya getirirken,  kara gücü olarak da PKK ve PYD'yi kullanmaya başladı.
İçerde yaşananlara bakıyoruz, yüreğimiz bir kez daha burkuluyor.

Demokrasiye muhtaç hale geldik.

İnsan hak ve hürrieti talep edenler vatan haini muamelesi görüyor.
Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, başarılı olduğunu iddia eden bir yönetim anlayışı var tepemizde.
Sadece bir iki örnek vereyim;
Dünya ülkeleri arasında eğitim sıralamasında 106. sıraya kadar gerilemişiz.
Basın Özgürlüğünde Uganda'nın gerisindeyiz.
OECD Yaşam Standardı endeksinde 89. sıradayız.
Ülkemizin milli gelirinin yüzde 56'sını nüfusun yüzde 1'i hoyratça kullanıyor.
Yüzde 99'a ise, 'Halinize şükredin' nasihatlerinde bulunmak üzere onlarca TV kanalı 24 saat beyin yıkıyor.
Kısacası, tepedekilerin gündemi ile tabanın gündeminin bambaşka olduğu bir dönemi geride bırakıyoruz.
2017 bu anlamda, karanlık bir yıl olarak tarihte yerini aldı.
Geçmişi, şöyle bir hatırlayacak olursak;
ABD'nin doğumuz, güneydoğumuz ile doğrudan ilgili olduğunu üzülerek gördük.
Komşularımız  konusunda hükümet kimin yanında duracağını şaşırdı.

Ergenekonun, balyozun, ay ışığının ne kadar güzel birer tezgah olduğunu yaşayarak gördük, ama bu sahte davaların mazlumları hala hak arama imkanına sahip değil.
Geçmişte Ergenekonun avukatıyım diyenler, 15 Temmuz sonrası bu milletin ferasetine sığınanlar, afedersin demeyi, madur ettikleri insanlara hala çok görüyorlar.
Literatürümüze 'Çalıyor ama çalışıyor' gibi ahlaki olmayan kavramlar yerleşti geride bıraktığımız dönemde..
Öyle ses kayıtları izledik ki, 'Lanet olsun' sözü sık sık döküldü dilimizden.
Kur'an ayetlerinin, bakanlarca nasıl gönül alma amaçlı kullanıldığını, istismar edildiğini kendi seslerinden öğrendik.

Kayseri'de 7 lüks apartman dairesi satın alabileceğiniz kadar para eden rüşvet saati koluna takıp meclis kürsüsünde höyküren adamlarla tanıştık.
Haksızlığa, hırsızlığa sessiz kalan dilsiz şeytandır hadisine rağmen yaşananları, 'koltuk gider' kaygısıyla izleyen bir meclis ekseriyetinin çaresizliğini seyrettik  yıl boyunca, yıllar boyunca.
Keyfe Keder yasaların, konuya göre yasal düzenlemelerin yapıldığı, torba yasalarla demokrasinin iğdiş eğilmeye çalışıldığına tanık olduk.

Bu bile kesmedi, şimdi KHK Cenderesi altında inim inim inliyoruz.

Gelinen noktada, otoriterlik yarışına girmiş, balyozu kafamızdan eksik etmeyen bir uygulama sürecine tanıklık ediyoruz.

Nefessiz bırakılan Türk Milleti, kendisine hayat öpücüğü olacak, uygulamalar bekliyor 2018’de.

Mesela Demokrasi..

Mesela, üretim, istihdam, milli gelirin adil dağılımı gibi.

Mesela Hukuk ve Adalet.

Mesela, huzur ve Barış.

Ama, Sevgili dostlar, görünen o ki, 2018’de de, bu değerlerin daha da törpülendiğini görecek, kardeş kavgasına zemin hazırlayan uygulamaların, KHK’larla bize dayatılacağına tanık olacağız.

Yine de adettendir..

2018’in, barış, huzur, kardeşlik, demokrasi, özgürlük getirmesini temenni ediyorum..

Yazarın Diğer Yazıları