YAŞAMAK..
Ahmet ZORLU
Hiç düşündünüz mü..
Mevcut nesil olarak, sabah kalkıyor, işe ya da işsizliğe, ya da hayat hengamesinin bir yerinden tutmak için yollara düşüyoruz.
Karşılaştığımız tanıdık, dost, arkadaşın sorduğu nasılsın sorusuna, otomatiğe bağlanmışçasına ‘Şükür’ cevabı veriyoruz.
Oysa şükredecek her şeyimizi elimizden aldılar.
Yaşama sevincimiz, yaşama kederimize dönüştü..
Sırf, toplum isyan etmesin diye TV kanalları milyonlar ödeyip ‘Şükürcü’ ler çalıştırıyorlar.
Yaşananları sorgulamak, vatan hainliği ile özdeş tutulmaya başlandı.
Her birimizin bir yakını terörün kol gezdiği noktalarda görev yapıyor ve onun can güvenliği endişesi tüm endişelerimizi bastırıyor.
Hangi noktaya bakarsanız bakın, sıkıntı ve sorun fotoğrafı çıkıyor karşımıza.
Oysa eskiden yaşamak sanatı diye bir şey vardı..
Hayat standardı, hayat kalitesi, mutluluk, insan, doğa, hayvan sevgisi taşırdık yüreğimizde.
Şimdi sevgilerin yerine kaygılar, standardın yerini düzensizlik, kargaşa, kalitenin yerini kalitesizlik aldı.
Oysa, ne diyor Şair;
. . .
Yasamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden
Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Yani, o derecede, öylesine ki,
Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut, kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuarda
İnsanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel,
En gerçek şeyin yasamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yasamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yasamak, yanı ağır bastığından.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
Yani, beyaz masadan
Bir daha kalkmamak ihtimali de var
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
Hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
En son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
Diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
Belki yıllarca sürecek olan savasın sonunu
Diyelim ki, hapisteyiz,
Yaşımız da elliye yakın,
Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yasayacağız,
İnsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
Ya da,
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
….
Ne güzel özetledi şair, yaşamanın önemini.
Bir kitap yazsanız bu kadar sade ve yalın anlatılmaz.
Bu hüzün gününde yaşamanın önemine dikkat çekmek,
Bunu yapmaya çalıştım, tabii ki Nazım’ın dizelerine sığınarak..