YAPAMAZSINIZ, GÜCÜNÜZ YOK..
Ahmet ZORLU
Alman yetkililer, iki bakanımıza gurbetçilerle yapmayı planladıkları toplantılar için izin vermedi. Ardından Hollanda yöneticilerinden geldi bir başka kısıtlama. Dışişleri Bakanının Hollanda’da planladığı açık hava toplantısı da sudan sebeplerle iptal edilerek, ulusal onurumuza bu iki dost bilinen ülkeden ağır bir darbe geldi.
Millet olarak misliyle karşılığını vermemiz gerekir demek istiyorum ama sonra da, başımızdakilerin onurumuzu zedeleyen bu iki ülkenin yaptıklarını da sineye çekerek sessiz kalacaklarını bildiğim için susuyorum.
Zira Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde dış politikamızda yaptığımız hataları toplasanız bir roman olur. Çok uzaklara gitmemize gerek yok.
15 yıl öncesinden başlayalım;
Dönemin ABD yöneticileri, bizimkilerin önüne yeni bir Ortadoğu Haritası koydular ve memleket büyüğüne dediler ki, ‘Bu Büyük Ortadoğu Projemizin haritası. Seni de eş başkan yapıyoruz.”
Bizimkinde bir hava bir hava.
“Biz büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanıyız” efelenmeleri..
Ardından ABD Irak’a girdi, ülkeyi işgal etti. Eğer meclis izin verseydi, 65 bin askerini Türkiye’ye yığacaktı, izin çıkmayınca başka kanaldan girdiler, milyonu aşkın Iraklı Müslümanı katlettiler. Bizimki, ABD askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua etti. Sıra Libya’ya geldi. Bizi yönetenlere danışılmadan Nato uçakları Libyayı bombalamaya başladılar, yine bizimki duramadı, “Nato’nun Libya’da ne işi var?” diye sordu.
Üç gün sonra baktık ki, Libya’yı bombalayan filoda Türk Uçakları da vardı. Hemen çıktı Memleket Büyüğü ne dedi?
“Nato uçakları, Libya’nın Libya Halkına ait olduğunu tespit ve tescil için Libya’dadır..”
Haydaaaaa.
Bir diğer memleket büyüğü de, Kaddafi’ye karşı gelişen ya da geliştirilen muhalefetin yöneticilerine bavulla dolar gönderdi ki, elleri sıkışmasın..
Sonuç;
Bu gün Libya semalarından bırakın Türk Askeri Uçaklarını, yolcu uçakları bile geçemiyor. Olan bizim bavulla gönderdiğimiz paralara oldu.
Arap Baharı Mısır’ı sardı. Müslüman Kardeşlerin gösterileri ile başlayan ve Sisi’nin rejime el koyması ile biten süreci pas geçiyorum ama iki ayrıntısına dikkat çekmeden edemeyeceğim. Birincisi meşhur Rabia Selamı. Şimdi de aynı selam işareti kullanılıyor ama ‘Tek bayrak, tek millet, tek devlet’ gibi bir ambalaja sarılarak. İkincisi, Sisi ile Türkiye’nin ilişkilerinin düzeltilmesi için Suudi Kralını bile aracı kıldık ama Sisi Türkiye’yi yönetenleri kara kaplı defterin birinci sayfasına yazdığı için bize selam bile vermiyor. ABD Başkanı Trump’un en has adamı Sisi oldu.
Dönemin Enerji Bakanımız, Irak’ın Erbil kentinde yapılacak bir toplantı için Başbakanlık uçağı ile Ankara’dan havalanıyor, daha uçağı havada iken Irak Hükümeti ihtar çekiyor, uçak Erbil yerine Kayseri’ye inmek zorunda kalıyor.
Irak’ın Toprak Bütünlüğü konusunda sıkılan nutuklara rağmen, Peşmerge Şefinin Türkiye ziyaretinde Havaalanına ve Başbakanlık makamına Peşmerge Bayrağı çekiliyor.
Sırımızı ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya uçağı vuruluyor. Pilot paraşütle atlamasına rağmen taranarak öldürülüyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan ‘Emri ben verdim’ yarışına giriyorlar. Rusya Suriye’nin denize bakan sınırıma S300 ve S400 füzelerini yerleştiriyor. Suriye’ye taraf başımızı uzatsak vuracaklar. Baktılar pabuç pahalı, Fetö’ye fatura ettiler. Suriye’de Rusya ile işbirliği yapmak durumunda kaldılar.
Davos Fatihi hikayesini anlatmama gerek yok. Hani dönemin Başbakanını Davos dönüşü Milli Kahraman gibi karşıladığımız. Ardından İsrail’in Mavi Marmara gemisini basıp insanlarımızı öldürmesini. İsrail mallarını boykot edişimizi, colayı dökerken kola firmasın bir başka ürünü ile oruç açtığımızı. Şehit Furkan Doğan’ın babasını milletvekili bile yapıp ardından şehit yakınlarının İsrail Aleyhine açtıkları davanın mahkemece düşürüylesini. Ve sonuçta 10 milyon dolara işi bağladığımızı ve İsraille kanka olduğumuzu. İsrail geçenlerde Gazzeyi bombalarken, bizim turizm bakanımızın İsrail’den pozlar vermesini.
İşte bu zikzaklı politikalarımıza bakan Avrupa Ülkeleri de bizimle inceden inceye alay etmeye başladılar..
Bakanlarımızın miting ve salon toplantısı yapmasına bile izin vermeyeceğini söyleyebiliyorlar.
Çünkü biliyorlar ki, para onlarda, bilimsellik onlarda, ekonomik gelişme onlarda, velhasıl güç kendilerinde.
Ülkemizde yaşayan tüm Asyalıların ve Afrikalıların gözü de bu ülkelere kapağı atmakta.
Bu durumda yapılacak şeyi ben teklif ediyorum;
Var mısınız, Almanya ve Hollanda ürünlerini boykot etmeye.
Makam araçlarınızdan başlamaya ne dersiniz.
Ne kadar Mercedes, Audi, BMW, Opel, Porşe, Volkswagen varsa altlarınızda ve çocuklarınızın altında. Var mısınız, oluşturulacak bir fona devredip parasının ülkede eğitimin gelişmesi için başlatılacak seferberliğe kullanılmasına. Var mısınız, alay edilir hale getirdiğiz demokrasimizi, imrenilecek düzeye getirmek için bir milli seferberliğe.
Varmısınız, har vurup harman savurduğunuz, Milli Sanayiimizi yeniden kurmaya.
Üretim seferberliğine.
Yönetimde kuvvetler ayrılığını tartışmalı halden çıkarıp Avrupa Ülkelerinin bile özeneceği düzeye getirmeye..
Petrol Ofisinin Hollanda Şirketine satışını iptal etmeye.
Yoksunuz biliyorum.
İşinize gelmez.
O zaman kuru nutuk atmanıza da gerek yok.
Çünkü kuru nutuklara karnımız tok..