YANLIŞI SAVUNMANIN ZORLUĞU..
Ahmet ZORLU
Eğer bir konuda görüşünüz yoksa, fikir üretemiyorsanız, hırçınlaşarak başkalarına saldırarak bu eksiğinizi, bu üretimsizliğinizi, bu hatanızı, bu yanlışınızı kapatmaya çalışırsınız.
Ama ortaya konulan bir durum aleyhine sağlıklı gerekçeleriniz varsa, tane tane anlatırsınız karşınızdakine ve “Benim için, ülkem için, milletim için, hepsinden önemlisi geleceğimiz olan çocuklarımız için bu uygulamayı hatalı, eksik ve yanlış buluyorum” dersiniz.
Sadece o kadar mı, daha sonra aynı sükunet içerisinde, olması gerekeni de anlatır karşınızdakini, karşınızdakileri ikna edersiniz..
Son günlerde, Nisan Ayı içerisinde yapılacak referandum tartışmalarını izliyorum, ulusal medyadan, sosyal medyadan ve yerel etkinliklerden..
Bir TRT Ropörtaj serisinden başlayalım isterseniz. TRT Muhabiri Çorum sokaklarına çıkmış, ropörtajlar yapmış. Evetçileri tek tek seçtiler ve onların ‘Elbette Evet’ sözlerini ekrana taşıdılar. Hayır diyenleri çıkarmasını zaten bekleyemezsiniz. Ama muhabir tarihi bir hata yaptı, Evetçi vatandaşlarımıza ikinci soruyu sordu ve ‘Neden Evet’ sorusuna cevap istedi.
İşte o soruya verilen daha doğrusu verilmeyen cevapları dinledikçe bir utandım, bir yüzüm kızardı, bir isyan ettim ki anlatamam..
Behey gafil, milletin cehaletini sergilemek zorunda mısın, bari kamera kapalıyken ‘Neden evet dediğimde şunu diyeceksin’ deyip vatandaşa söyleyeceklerini dikte et sonra sor ‘neden evet’ diye..
Hükümetin başındaki zat kürsüden haykırıyor, “Evet diyeceğiz, çünkü PKK, HDP, Fetö ve bütün hain örgütler hayır diyor…”
Peki Sayın Başbakan, CHP’de Hayır diyor.
Saadet Partisi de Hayır diyor.
Büyük Birlik Partisi de Hayır diyor.
Adalet Partisi de Hayır diyor.
Abdüllatif Şener de, Agah Oktay Güner de, Merak Akşener de, Yusuf Halaçoğlu da, Koray Aydın da, Ümit Özdağ da, Engin Alan da hayır cephesinde.
Onları hangi safa koyacaksınız..
Demek ki, Anayasa değişikliği partilerüstü bir konu. Memleket meselesi olarak yaklaşanlar var, ikbal meselesi haline getirenler var.
Bütün dünyanın demokrasi için bir adım daha ileriye doğru attığı, atmaya çalıştığı bir dönemde demokrasiden birkaç adım geriye gitmekse söz konusu olan, elbette düşünen insanlar konuyu böyle değerlendirecek ve sandık tercihini bu şekilde belirleyecektir.
Dün MHP Grup toplantısında Devlet Bahçeli’yi dinliyorum, partisini ikiye bölen tavrının hırçınlığı her kelimesine, her cümlesine yansıyor. Doğu Perinçek hayır dediği için evet dediklerini söylüyor.
Sonra soruyor; “Siz AKP’ nin dününü mü, bu gününü mü, yarınını mı değerlendirip oy vereceksiniz? “
Hemen akabinde de “Siz HDP’ nin dününün mü, bu gününün mü, yarınının mı peşinden gideceksiniz? “
Bahçeli’nin bu sözlerine, partisinin ileri gelenlerinden biri cevap veriyor ve diyor ki;
“A Be gafil, onların dününden, bu gününden, yarınından sana ne. Birinin ardına takılmak zorunda mısın. Bir defa da sen sen olmayı denesene”
Kısacası, Sayın Bahçeli de, iktidar partisi tarafından başarıyla uygulamaya çalışılan bu kamplaştırmanın, kutuplaştırmanın değirmenine su taşımayı ihmal etmiyor.
Ama Bahçeli, yapılacak Anayasa değişikliğinin, ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan getireceği yararları anlatmıyor, zira o da biliyor ki, bu değişiklik ülke için değil, ‘Fiili duruma hukukilik kazandırma girişiminden başka hiçbir şey değildir’
Bir başka bakan çıkıyor, hayır diyeceğini beyan edenleri tehdit edercesine açıklamalarda bulunuyor, şer cephesi olarak nitelendiriyor.
Daha uygulaması başlamadan bu anayasa değişikliği ülkem insanını bölmüş, kamplara ayırmıştır. AKP içerisindeki rahatsızlık belirten sesler bastırılmaya çalışılmaktadır. MHP ikiye bile değil, yüzde 25, yüzde 75 olarak bölünmüştür. 25’i evet, 75’i hayır diye haykırmaktadır. HDP’den ‘Yahu biz eyalet sistemini istemiyor muyduk, neden başkanlık sistemine itiraz ediyoruz’ sesleri yükselmekte, partideki dinci (dindar değil) unsurlar şimdiden Evet için kampanyalar düzenlemektedir.
Benimse söyleyecek bir tek şeyim var bu konuda;
Getirilmek istenen Anayasa değişikliği, sistem değişikliği, rejim değişikliği, adına ne derseniz deyin. Ülkemin sürüklendiği, milletimin sürüklendiği bunalımlı ortamda, hangi sorunu ve sorunları çözümleyecek. Zira tek seslilik, tespihin imamesi masalları bana basit geliyor. Zira Türkiye’de 15 senedir tek ses ve tek imame vardı zaten..
Ve bir de temennim var tabii;
Allah hiç kimseyi, inanmadığı bir konuyu, güvenmediği bir insanı, umut vermeyen bir konuyu savunmak zorunda bırakmasın..